30 Mart 2013 Cumartesi

183. gün - Ah hamdi abi ah!

adalı hayatın ikinci yarıyılı pek eğlenceli başladı. ada sık sık "sana bir iyi bir kötü haberim var" dedi.

sabah uyandım, ev buz! çünkü adada doğalgaz faturalı değil, kontörlü. temkinli insanlar için bu kontör sistemi; son dakika insanlarına göre değil. onlardan biri olarak, unutuyorum kontör kalmış mı diye kontrol etmeyi; sonra bir bakıyorum, doğalgaz çalışmıyor. sistem şöyle: internetten kontör satın alıyorsunuz, sonra iskeledeki kiosk cihazına doğalgaz kartınızı takıp, kontörlerin kartınıza yüklenmesini sağlıyorsunuz. eve dönünce de, kartınızı doğalgaz sayacına takıp, kontörleri sayaca transfer ediyorsunuz. (zavallı kart! kontörle ilişkisi öyle kısa sürüyor ki.) bu kötü haberdi. iyi haber: dört gün üst üste eğitim yapmış olmanın yorgunluğuyla bugün muhtemelen evden çıkmayacak beni iskeleye gitmek zorunda bıraktı. iyi ki!

aslında ilk iyi haberi evden çıkmaya hazırlanırken aldım: daha önce anlatmıştım, adaya yerleşme planım ilk başta yaza kadardı. deneme süreci babında. bu yüzden şu anki evim için anlaşmamız da yaza kadar. ev sahiplerim yazın evi kullanacaklar çünkü. e adada yaşamaya devam etme kararı aldığıma göre yeni bir ev bulmam gerekiyor. daha ben eve arayışına başlamadan, bu evi aratmayacak (sebebini kesinleşirse anlatırım) bir evin yakında boşalacağını öğrendik bir kaç hafta önce. hemen haber saldık ev sahibine, evi yeniden kiraya vermek isterse taliplisi olduğumu ilettik. düşünmek istedi. ve bu sabah, iyi haberi saldılar bana; "gün içinde arayacak seni". haydi arasın!

evden çıktım..

yukarı sokakta bir teyze görürüm bazen. açar tezgahını; el emeği liflerini, patiklerini, şallarını satar. tezgahın başında oturmuş örgü örüyor olur mutlaka. hemen yanıbaşında oturan köpeğiyle.. tabi hava güzel olursa.. altı ay boyunca güzel havayı çok sık görmediğimiz için, çok sık görmedim ben de teyzeyi. görünce selam verirdim. bugün yine çıktı karşıma. verdim selamımı, ama bu kez salt selamla bırakmadı, salıvermedi beni. nereye gidiyordum?.. ve geldi devamı.. adımı sordu.. adımdan kişilik analizimi çıkardı. kiminle yaşadığımı sordu. neden evlenmediğimi.. kızdı.. birlikte yaşadığı, evlenmemiş kızına kızdığı gibi.. ne iş yaptığımı sordu.. allahtan yardım diledi.. sonra birden dedi ki: gel bakayım yakınıma, eğil şöyle.. eğildim.. gözlerimi yanaklarımı okşadı, saçımı okşadı, dua okudu! evet, tam olarak böyle yaptı. ne diyebilirim ki? rabia teyze bu sabahki satış siftahını benimle yaptı; ben de iyilik siftahımı onunla..

meydana vardım.. hava güzel ya; ortalık insan dolu. ada cıvıltı, ada mutluluk dolu!

salman abi'yi selamladım. pek konuşkan değildir kendisi, o yüzden buradan bir hikaye beklemeyin..

iskelenin önünde bir adam güvercinlere yem veriyordu. önümde hep bir anda havalandılar. en az elli güvercin, bir anda! hemen ayağımın dibinde. inanılmaz bir andı. tarif etmemi istemeyin ne olur. edemem..

sait faik'e selam verdim.. göz kırptı..

iskelede kart ve kontörü birbirine kavuşturdum.

büfeden gazete aldım, ergün pastanesinden yarınki misafirler için ıvır zıvır.

çıkmışken ve hazır hava güzelken kahvaltıyı nadir'de yapayım, dedim, nadir'e doğru yürümeye başladım. faytonların tam önünde bahri abi'yi gördüm. bahri abi'yle son telefon konuşmamız biraz kötü geçmişti, aklıma takılmıştı. görünce sevindim. "hayırdır, bahri abi, kim kızdırdı seni?" konuştuk ayak üstü. "haydi gel, bir çay ısmarlayayım sana" dedim. "hayır" dedi önce. vermek zorunda olduğu cevap hayır'mış gibi.. ısrar etmedim. "peki, dikkat et kendine". hayır'ın bir alternatifi olduğunu anımsadı belki: "dur ya, geleyim". nasıl mutlu oldum, nasıl! sonunda bahri abi'yle uzun uzun sohbet etme şansını yakalamıştım. yürürken, "ama çaylar benden" dedi. "olmaz, ben davet ettim.".. "yok, hayatta kabul etmem.".. "asıl ben etmem. bu benden; bir dahaki sefere de senden olur.".. kavga ede ede vardık nadir'e. o benden daha adalı ne de olsa (1954'ten beri adada yaşadığını sanırım yazmıştım daha önce), seslendi hemen çocuğa: "iki çay ver bize". aklımdaki kahve ve tosttu ama bahri abi'nin işine karışmak olmazdı şimdi. oturduk, çaylarımızı içtik. oturduk, sohbet ettik. adadan, adanın eski hallerinden, eski rumlarından, kaptanlıktan, balıkçılıktan, hanımdan, oğullardan, dört yaşındaki torundan, sait faik'ten, sait faik'in minareye çıkmasından, kitaplardan, kitap okuyamamaktan, atlardan, köpeklerden, köpekten daha korkunç insanlardan, insan olmaktan, sinirlilikten, hipertansiyondan, önümüzdeki denizin göle benzemesinden, politikadan, politikacıların güvenilmezliğinden, açılımlardan, açılamayanlardan, dürüstlükten konuştuk.. çayımızla, sigaramızla, kalbimizle.. arada, bir de kahve içtim ben, o başka bir şey içmedi.. gazetem hiç açılmadı. carlos uğradı yanımıza bir ara; masanın 2 konuğuna da kafi miktar sevdirdikten sonra kendini, yeni okşamalar arayışına çıktı. neden sonra kalktı bahri abi, "dur" dedi "şurada birine selam vermem lazım". döndükten biraz sonra da kalktı. ne yaptığını anlamıştım tabi ki! bari kahveyi içmeseydim. neyse, az sonra kalktım ben de, kasaya gittim. hesabın ödendiğine şaşırmadım. şaşırtan duyduğum cümleydi: "hamdi abi ödedi".. "bahri abi mi?", "hayır, hamdi abi". yani sevgili dostlar, aylardır bahri abi dediğim, üstelik bugün karşılıklı oturmuş konuşurken bilmem kaç kez yüzüne bahri abi dediğim adam meğer hamdi abi'ydi. ve beni bir kez olsun bozmamıştı. büyük adamsın bahri abi! pardon, hamdi abi demek istemiştim.. acilen kendisini görmem, hem bu isim olayını açıklığa kavuşturmam, hem de çay borcumu ödemem lazım.

dönüş yolunda beklenen telefon sesi duyuldu ve ev sahibi adayım aradı. tanıştık, konuştuk. kötü haber: kira beklenenin çok üstünde. daha kötüsü, ev sahibi adada kiraların yıllık ödenmesi kuralını bozmuyor. ama arada tanıdık olduğu için (kendince) bir güzellik yapıp, başta ve ortada olmak üzere iki taksiti kabul ediyor.. düşünmek istedim. telefonu kapattım. yürümeye devam ettim. iyi haber: sahil yolundan dönüyordum eve. çok güzeldi.

eve vardım. sayacı kontörle, evi ısıyla buluşturdum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder