30 Ekim 2013 Çarşamba

28 Ekim 2013 Pazartesi

395 - İmece

dört kişi oturmuşuz adada, bugunun ada yazisini olusturuyoruz:
bb: ada deyince akliniza ilk gelen?
st: huzur
aa: ozgurluk
mta: benlik
aa: midye
mta: yosun
st: tezek
mta: kopek
st: manzara
aa: ruzgar
mta: marti
mta: cennetyolu
st: vapur
mta: sinem (dondurmaci)
aa: iş
............

24 Ekim 2013 Perşembe

391 - Ve rehavet devri biter

ada,
sende olmak, seninle zaman geçirmek, dinginliğine sığınmak, huzurunu solumak, stresten ve bir şeylere yetişme telaşından uzak sevdiğim şeyleri yapmak çok güzel.. ama bilmem farkında mısın, tam dört aydır çalışmıyorum ben. öğrencilikten itibaren kendi ayakları üstünde durmuş bir yetişkin için hayli uzun ve zorlayıcı bir süre.. fakat yapabileceğim bir şey yoktu.. yaz başında, son danışmanlık işimi içime sinmediği için bırakmıştım. sadece eğitimlere odaklanmıştım ve öyle devam etmek istiyordum. gel gör ki..............
bacağım değil, hayatım kırıldı benim, dedim ilk aylar sık sık.. doğruydu.. yalnız yaşayamıyordum çünkü zorunluluk hariç ayağa kalkmam yasaktı.. evimde kalamıyordum çünkü sende yaşıyordum (acil bir durumda doktora yetişemeyeceğim bir adada yani).. işimi yapamıyordum çünkü eğitmenlik tüm gün ayakta durmayı gerektiriyordu ve mevcut durumda mümkün değildi bu..
işe dönmek için değnekten kurtulmayı bekliyordum.. ama hayır, yeter artık. tam olarak iyileşmemiş olsam da yeter. artık üretmem, yeniden işe yaramam lazım.. ayrıca, huzurumuzu muhafaza etmek ve birlikte kalmaya devam edebilmek için de ihtiyacımız var benim çalışmama.. anlayacağın, bitti ada.. şehre gidiyorum birazdan.. toplantılar, eğitimler.. git gel yapamam, kusura bakma.. bir kaç gün yokum, bekleme.. (ve lütfen dua et benim için.)
bb

hamiş: aklıma takıldı yazarken: neden yetişkin deniyor? nereye yetişiyoruz? hem, yetişmedim ki daha ben.

23 Ekim 2013 Çarşamba

390. gün - Bir gün daha geçti.. hayat geçti..

bahaneler bahaneler, ertelemeler ertelemeler.. 
bakalım izleyeceğiniz video tanıdık gelecek mi..
bana müsaade. işlerimi yapmadan önce yapacak işlerim var.. 


hamiş: diğer videolarını da izlemeniz tavsiye edilir.


22 Ekim 2013 Salı

389 - Gitmeyen misafir

sevgili ada,
bizi terk etmek istemeyen biri var. koltuk degnegi seni ve beni sevdi galiba; doktor "birakamazsin daha" dedi.. ne yapalim, tanri misafiri.. bir sure daha bizimle kalmasina izin verelim bari.
gorusmek uzere,
bb

not: bir kac saate oradayim. iyi hissettirecek bir seyler bul bana emi..

21 Ekim 2013 Pazartesi

388 - Sıkıysa yavaslama

hizli olmakla ovunurdum.. bir seye yetisecek olmasam bile hizla calismak, hizla yemek, hizla yurumek.. hele yurumek.. arkadaslarim kizardi birlikte yururken, "kosmasan".. ben soylenirdim onlara, "ne olur biraz daha hizli yurusen"..
daha once bir kac kez yazmis olmaliyim adanin bana yavaslamayi ogrettigini.. ogrenememistim tam olarak. yargilamamaya calissam bile ozellikle agir, yavas insanlara tahammul edemiyordum.. peki simdi ne oluyor? yanimdakiler bana tahammul ediyor.. onlar benim hizima daha dogrusu yavasligima uyum sagliyor.. ben kendime tahammul edebiliyor muyum? muamma.. az once iskeleye yururken ne kadar surdugunu anlamak icin zaman tutmus olmam edemedigimi gosteriyor sanki.. ne kadar mi? eskiden 16-17 dakikada yurudugum yolu bugun tam 27 dakikada yurumusum.. hem de kendimi zorlamama ragmen.. 
ada: "magrur olma padisahim, senden buyuk allah var!"
bb: eyvallah!

20 Ekim 2013 Pazar

387 - Zaman makinesi

yeni bulduğum bir eğlence: bir yılı doldurduğumuz için blog geçmişe yolculuk işlevi görüyor artık. geçen sene bugün ne yapıyordum acaba? cevabı bloğun bir sene önceki yazısında.
örneğin bugün adadaki yirmi ikinci günümmüş ve misafirlerim varmış. aa evet hatırlıyorum, arkadaşlarım vardı, hatta kalabalık grup olarak ilk kez gelmişlerdi ve çok güzel bir akşamdı..


hamiş: bütün sene aynı cümleyi farklı insanlara defalarca söylettiğin ve bana defalarca duyurduğun için teşekkürler ada!

19 Ekim 2013 Cumartesi

386 - Dolunayla kahve iciyoruz

ilklere devam ediyoruz: bu aksam ilk defa evden iskeleye tek basima yurudum. tek degnege dustukten beri yalniz gidiyorum sehre, ama hep faytonla iniyordum iskeleye. bu aksam da sehirden gelecek arkadasimla sahilde yemek yemeye karar verdigimiz icin inecektim. fayton cagirmayi dusunuyordum ki, yapma bb, dedim, cantan yok valizin yok, yuruyebilirsin, zorla kendini, mutlu et! ve yurudum. adaya dondugumden beri 3 kez yurumustum, onlarda da yanimda biri/leri vardi hep. ve hep sahilden yurumustuk. oysa benim normalde en cok kullandigim yol adanin icinden gecen yoldu. yokuslar biraz gozumu korkutsa da oradan yurumeye karar verdim. nasil da ozlemisim meger.. agaclarin arasindan, mis kokularin icinden yurumek.. mmm.. keyifle indim iskeleye.. sansima dolunay yeni yeni yuzunu gosteriyordu, yol boyunca eslik etti bana. arkadasimin gelmesine biraz daha vardi, o gelene kadar yine adada en sevdigim seylerden birini yapayim, dedim. anlayacaginiz nadir'de oturmus kahvemi iciyorum su an. ve hayat guzel!
_dolunay, bi kahve de sana soyleyeyim ister misin?

18 Ekim 2013 Cuma

385 - Hem hüzünlü hem de şen

bir şarkı var sizinle paylaşmak istediğim.. lakin, neden bilmiyorum, bloğa yükleyemiyorum videosunu. iyisi mi siz linkten izleyin-dinleyin: http://www.youtube.com/watch?v=_v3BYRsqdP0

nasıl? çok güzel değil mi?


17 Ekim 2013 Perşembe

384 - Kendinle bulusturan ada

adanin armaganlarindan biri dogayla ic ice yasamaniza olanak saglamasidir.. dogayla ic ice yasamaksa pek cok sey sagliyor insana.. yasamin guzelliklerini fark etmek, minnet hissetmek, huzur dolmak.. sanirim en onemlisi; dogada dogal olanla birlikteyken (robotlasmis ve sunilesmis) insanin da dogal haline donmeye baslamasi.. o meshur huzur hissi de bu yuzden iste; ne kadar yakinsak kendimize, o kadar iyi hissediyoruz..



16 Ekim 2013 Çarşamba

383 - Özgürlüğüme dokunma

"Adani hem sevdim hem nefret ettim, seni icine alinca sevgisiyle kusatirken baskalarinin ulasmasina engel oluyor" diye yazdı yeni bir arkadaşım, ada bloğunu okuduktan sonra. (insanın sürekli yeni arkadaşlar edinebilmesi harika değil de ne?!)
işte yine, hayat bir mesajı tekrarlıyordu; daha iyi duymam için.. kırık hadisesiyle ilgili aldığım derslerden biri de buydu.. adayı çok fazla büyütmemek (daha doğrusu hiç bir şeyi).. adaya taşındıktan beri ada hayatımın en büyük tutkularından biri haline geldi, malumunuz.. hep adada olmak istedim, her boş vaktimi günümü adada geçirmek.. işin dışında şehre gitmekten hiç haz etmiyordum.. arkadaşlarımla buluşmalarımı, aile ziyaretlerimi hep şehirde işim olduğu günlere denk getiriyordum ki adada geçecek günleri heba etmeyeyim. sadece buluşma için adayı bıraktığım günler sayılıdır, onlar da ya doğum günü, düğün dernek gibi özel bir gündür, ya da ısrarlara veya triplere dayanamamışımdır.. "sen gel", "siz gelin", "burası daha güzel".. çevremdekiler çok duydu bu cümleleri geçen sene boyunca.. sağolsunlar, geldiler de.. ama yaptığım doğru değildi.. adayı insanlarımın üstünde tutmamalıydım.. ne kadar çok sevsem de.. dersimi aldım (ya da aldığımı umuyorum)..

_hayır adacım, ben nefret etmiyorum senden tabi ki.. sadece biraz daha özgürlük istiyorum. bundan böyle ilişkimizde, birbirimize özgürlük alanı bırakmaya özen gösterelim, olur mu? teşekkürler..

15 Ekim 2013 Salı

382 - İyi yaşamalar

adanın mezarlığı, adanın en güzel manzaralarından birine sahip. geçen gün iki kadın geçiyordu önünden ve konuşuyorlardı:
_buraya mezarlık yapılmaz ki, başka yere taşımalılar.
_baksana, tam karşısında da ev var. güzelim eve yazık olmuş.

ben aksini düşünüyorum. güzelim eve yazık olmamış; bilakis güzelim evde yaşayanlar çok şanslı.. sürekli hatırlıyorlar hayatın gelip geçiciliğini, kısalığını.. kederin, kaygıların, korkuların arkasına saklanmanın yersizliğini..  insan ayrımı yapmanın saçmalığını.. (hayır, beni o leş kokulu amelenin yanına gömmeyin. yanımda gömülenlere dikkat edin, aman bir türbanlıyla komşu olmayayım.) maddeye sıkı sıkıya sarılmanın komikliğini.. (aah, mezara eşyaları, evleri, arabaları sokabilseler ne hoş olacaktı, değil mi?)

son bir şey: hayallerinizi ertelediğiniz o "bir gün" var ya; işte o gün hiç gelmeyebilir.

iyi bayramlar efendim, iyi yaşamalar..


hamiş: boş yer var mıdır acaba? şöyle en sevdiğim manzaraya karşı..

14 Ekim 2013 Pazartesi

381 - Savaşma seviş

cumartesi günü gelen çifti hatırlarsınız, iki önceki yazıda fotoğrafları olan.. ada panosuna bırakacakları notlarını yazarken görmüştünüz onları; şimdiyse yazdıkları notu görüyorsunuz..



















gariptir hayat. o gün gelmiş olmaları ve o gün bunu yazmış olmaları tesadüf değildir.. tam da ben son günlerde hissettiklerimin ve okumakta olduğum iki kitabın etkisiyle sevgi üzerinde düşünürken (ama onlar bunu bilmezken)..

vaktiyle birine "senden nefret ediyorum" demiştim.. bir süre gerçekten inanmıştım nefret ettiğime (kabul edelim, etkili bir savunma mekanizmasıydı).. kısa bir süre tabi.. sonra, nefret etmeyi başaramadığım için kızdım kendime. nefret edemiyor, ama nefret edememekten yakınıyordum.. çok zaman geçti üstünden.. ve şimdi nefret ettiğimi kabul ediyorum; ama ondan değil.. nefret ettiğim o değildi, nefret ettiğim "yeterince sevilmeme" hissiydi.. "özel hissettirilmeme"yle yüzleşmekti nefreti uyandıran.. kızgındım, ona kızgın olduğumu sanıyordum, oysa kendime kızgındım. sevgiye kendini bırakamayan, bu sevginin içinde kendi olamayan kendime kızıyordum en çok.. kendimle savaşıyordum ve fakat farkında olmadan silahı karşımdakine doğrultuyordum.. sevmekle savaşma hali.. nedenlerine girmeyeceğim izninizle.. yoksa blog, bir psikoloğun kendini çözümlemeleri sayfasına dönüşecek yakında ki hiç birimizin bunu istemediğine eminim.. öyleyse niye yazıyorum bunları. birinci sebep: çılgın çiftimizin adaya bıraktıkları notla hayatın (ya da moda tabirle evrenin) verdiği mesaj.. ikinci sebep: adada ve blogda sevgiden bahsetmeyi istemek.. hem bana, hem size sevmenin güzelliğini, içimizi ısıtan enerjisini, yaşamımıza aktardığı coşkuyu, iyileştiriciliğini, bütünleştiriciliğini, barışçıllığını anımsatmak.. ve dışarıda ararken aslında içimizde bolca olduğunu.. kendimiz tarafından sevilme ihtiyacının, başkaları tarafundan sevilme ihtiyacından önce geldiğini.. insanları değiştirmeye çalışmadan, kusurlarına (bize göre) rağmen değil, kusurlarıyla birlikte sevmenin yüceliğini.. kusursuz sevgi, kusursuz ilişki olmadığı gerçeğini.. ve sevmenin çok çok kolay olduğunu.. bir düşünsenize, ne kadar çok seviyoruz aslında, ne kadar çok şeyi.. siz neleri seviyorsunuz mesela?.. ben mi? ben...

annemi seviyorum.. kardeşlerimi, babamı, yeğenlerimi, kuzenlerimi seviyorum. arkadaşlarımı seviyorum. suyu seviyorum. denizi seyretmeyi seviyorum. adayı seviyorum. adada yaşamayı seviyorum. kuşları seviyorum. kahveyi seviyorum. çikolatayı seviyorum. peyniri seviyorum. yardım etmeyi seviyorum. birinin birine yardım ettiğini görmeyi seviyorum. dans etmeyi seviyorum. çocukları seviyorum. bebekleri kucağıma almayı seviyorum. okumayı seviyorum. istanbul'u seviyorum. istanbul'un bazı semtlerini seviyorum. dokunmayı seviyorum. ayı seviyorum. bulutu seviyorum. göğe bakmayı seviyorum. güzel manzaraların karşısında saatlerce oturmayı seviyorum. siyahı seviyorum. karı seviyorum. moru seviyorum. konuşmayı seviyorum. ağaçları yaprakları seviyorum. çimlere basmayı seviyorum. kurumuş yaprağın ayağımın altında çıkardığı sesi seviyorum. sessizliği seviyorum. yalnızlığı seviyorum. kalabalığı seviyorum. dinlemeyi seviyorum. şiiri seviyorum. boş sokakta şarkı mırıldanarak yürümeyi seviyorum. sıcağı seviyorum. güzeli seviyorum. düz ayakkabı giymeyi seviyorum. parkları seviyorum. elbiseleri seviyorum. hırkaları seviyorum. yavaş yağan yağmuru seviyorum. fark ederek nefes almayı seviyorum. yan masada oturanları dinlemeyi seviyorum. insanları izlemeyi seviyorum. film izlerken kahvaltı etmeyi seviyorum. film izlemeyi seviyorum. sevdiğim yönetmenin bütün filmlerini izleme, sevdiğim yazarın bütün kitaplarını okuma arzumu seviyorum. bütün günü kendime ayırmayı seviyorum. kendimi mutlu etmeyi seviyorum. başkalarını mutlu etmeyi seviyorum. heyecanlarımı seviyorum. ilkokul öğretmenimi seviyorum. sigara içmeyi seviyorum. yasakları çiğnemeyi seviyorum. fotoğraf çekmeyi seviyorum. gölgeleri seviyorum. yeniyi seviyorum. öğrenmeyi seviyorum. yeni yerler görmeyi seviyorum. magnetleri seviyorum. anıları, koleksiyonları seviyorum. yeni insanlar tanımayı seviyorum. tanımadığım insanlarla konuşmayı seviyorum. samimi, gerçek ve basit insanları seviyorum. zeki ve komik insanları seviyorum. eğitmenliği seviyorum. gençlerle çalışmayı seviyorum. yaratmayı seviyorum. coşkuyu seviyorum. hiç bir şey yapmamayı seviyorum. yemek yapmayı seviyorum. misafir ağırlamayı seviyorum. mantıyı seviyorum. kuru fasulye pilavı seviyorum. küçük çay bahçelerini seviyorum. çift kaşarlı tostları seviyorum. büyük porsiyonlu güzel yemekler yemeyi seviyorum. yazmayı seviyorum. defterleri seviyorum. kalemleri seviyorum. dolapların içini karıştırmayı, dolapların içini düzenlemeyi seviyorum. umursamadan giyinmeyi seviyorum. baykuşu seviyorum. mumları seviyorum. ateşi izlemeyi seviyorum. mevlana'yı seviyorum. kafka'yı seviyorum. şarkı tutma oyununu seviyorum. sudokuyu seviyorum. hafiften üşüyerek dışarıda oturmayı seviyorum. ev sıcaklığını seviyorum. temiz nevresimleri ilk kez kullanmayı seviyorum. ince yastıkları seviyorum. gündüz uykusunu seviyorum. tiyatroyu seviyorum. hayatımda çeşit çeşit insan olmasını seviyorum. hayal kurmayı seviyorum. umudu seviyorum. temizliğin kokusunu seviyorum. ortalığın temiz olmasını seviyorum. ortalık karışıkken umursamamayı seviyorum. taze ekmeği seviyorum. bahçe sulamayı seviyorum. yasemini seviyorum. felsefeyi seviyorum. dünyayı kurtarma sohbetlerini seviyorum. yeni olmayan bir fikir bulup, hah işte bu, demeyi seviyorum. kendimle ilgili yeni şeyler keşfetmeyi seviyorum. kendimle dalga geçebilmeyi seviyorum. gülmeyi seviyorum. neşelendirmeyi seviyorum. çalışkanlığımı seviyorum. içimdeki tembeli seviyorum. sorularımı seviyorum. sorunlarımı seviyorum. gelmiş geçmiş tüm hatalarıyla, zayıflıklarıyla, gariplikleriyle, başarılarıyla, iyiliğiyle kendimi seviyorum. kendimi sevebiliyor olmayı seviyorum. ilgiyi seviyorum. tanrıyı seviyorum. hayatı seviyorum. sevgiyi seviyorum. seviyorum ulen!

ada: madem öyle, bu sene bu evde çok sevgi istiyorum, çok.
bb: başüstüne komutanım!
sait faik: beni unuttunuz bakıyorum.
bb: seni unutmak mümkün mü usta? hem de adadayken!
sait faik: güzel.. bir diyeceğim var öyleyse: "sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey."
mevlana: hey, ben de buradayım.
bb: ne ala! söylemek istediğiniz bir şey mi vardı hocam?
mevlana: evet. "sevmekte güneş gibi ol!"
ada: korkarım birazdan kafka da katılacak sohbete.
bb: sanmam, o mektup yazıyordur şimdi.

12 Ekim 2013 Cumartesi

379 - Dur bakalım

bir grup arkadaşım uğradı bugün. ikisi yeni evli çılgın bir çift. çılgınlar çünkü tanıştılar, hoop evlenelim dediler, hoop uzaklara gittiler, bir bakmışız evlenmişler.
biz de adaya mı taşınsak, dedi erkek olan. olabilir aslında, dedi kadın.. olur olur, dedim ben..

ada: taşınırlar mı dersin?
bb: çılgınlar, yaparlar, diyor, merakla bekliyorum..

11 Ekim 2013 Cuma

378 - Ada cicileri

bak ada, neler buldum! nasıl olduklarını merak ediyorsun, değil mi? üzgünüm, önce okunacak başka kitaplar var. merak güzeldir, beklemek de..

hamişler:
1. adada yaşarken eve sipariş olayı bakkal çakkalla sınırlı kalıyor maalesef. ama idefix'in kapsama alanındaymışız meğer. keşfettik, mutlu olduk.
2. ben şehirdeyken geldi kurye. bahçede masanın üstüne bırak, dedim. nasıl olur, biri almasın, dedi. yok, dedim, almaz.. işte böyle bir yer ada..



9 Ekim 2013 Çarşamba

376 - Sadik adalilar

yaz biter, yazlikcilar gider..
gezmeye doyulur, turistler gider..
adali arkadaslarla oturma suresi dolar, misafirler gider..
sehirde isleri olur, isleri cikar, adalilar gider..
bir tek onlar gitmez.. adayi bekler onlar.. gideni ugurlar, geleni karsilarlar.. iskelede sere serpe yatislari da bir sey anlatiyordur: adada yan gelip yatmak varken sehre gitmek neden?


8 Ekim 2013 Salı

375 - Adam değil, adamız

_adan nasıl?
_döndün mü adana?
_adanı özlemişsindir.
_adanı bırak da gel artık..

diyorlar.. düzeltiyorum.. 

_"adam" değil. öyle demiyoruz artık.
_niye?
_çünkü dersimi aldım. çünkü hiç bir şey benim değil, hiç bir şey insana ait değil. olması da gerekmiyor ayrıca..

başınıza bir felaket gelince, sorguluyorsunuz ister istemez. neden oldu bu? neden benim başıma geldi?.. her şeyde bir hayır vardır, diyor çevrenizdekiler.. nasıl bir hayrı olabileceğini bilemiyor, bulamıyorsunuz.. ama her şeyin bir sebebi olduğunu çok iyi biliyorsunuz.. soruyorsunuz; bunun sebebi nedir.. ya da almanız gereken ders.. düşünüyorsunuz.. ve pek çok sebep ve ders buluyorsunuz.. 

ben de bu kırıktan sonra kendi payıma almam gereken dersleri düşündüm.. düşündüm.. malum, bolca vaktim vardı.. bu derslerin biri şuydu..

hatırlar mısınız aylar önce yazmıştım sahiplenmekle ilgili. şimdi baktım, aslında kazadan çok da önce değilmiş; mayıs sonlarında yazmışım. (hatırlamak isteyenler için: http://burgazadada.blogspot.com/2013/05/240-sahiplenmek.html)

yazmışım ama sindirememişim meğer.. adaya "adam" demeye devam ediyordum çünkü.. yaz planları yapılıyordu arkadaşlarla, diretiyordum:  "bana dokunmayın. hiç bir yere gitmek istemiyorum. tüm boş zamanları adamda değerlendirmek istiyorum. zaten ilk yazımız bu." adam da adam.. ne oldu peki? boş zamanları bırak, koca yaz neredeyse hiç zaman geçiremedin adanla, değil mi bb hanım?.. öyle.. geçiremedim.. üzgünüm.. ama bildim.. bildim hiç bir şeyi sahiplenmemek gerektiğini.. hem de böylesine acizken aslında insan olarak.. içine saklandığımız beden bile bizim değil aslında.. etten kemikten tek bir bacak parçasını bile kontrol edemiyoruz baksanıza. sahipsen, sahip olduğuna istediğini yaptır hadi: "hey bacak, yürüsene! duymuyor musun, sana diyorum, yürü diyorum".. yaaa.. dinlemiyor, değil mi?.. dinlemez.. hiç bir şey bizim değil çünkü.. boşa bu sahiplenmeler.. boşa bu her şeyi kontrol etme çabaları, planlar, planlamalar.. 

evet.. hayat, biz planlar yaparken başımızdan geçenlerdi.. bakalım hangi planları bozacak daha.. dileyelim ki bozduklarının yerine koydukları güzel sürprizler olsun.. 

sonuç: adaya "adam" demiyorum ben artık.. bilenler bilmeyenlere söylesin, "adan" diyen de kalmasın..

hamiş:
1.evdeki panoda da gerekli değişiklik iki harf ilavesiyle yapılmıştır. baktıkça dersimizi hatırlayalım, unutmayalım diye.. 
2.başka dersler de var, daha bitmedi.. belki yazarım onları da vakti geldiğinde.. hissettiğimde.. 

7 Ekim 2013 Pazartesi

374 - Tovbe tovbe

izlenecek ne cok film, okunacak ne cok kitap var, farkinda misin ada? hem sendeyken ikisi de cok keyifli.. hmm, calismaya hic donmesek mi, ne yapsak? aman ada, tovbe de..

6 Ekim 2013 Pazar

373 - Ada günü

bazı günler "bugün ada günü" derim, ama bilen bilir her ada günü aynı değildir.. çeşitli "ada günü" türlerim var. işte en sevdiğim türlerden biri: bütün gün yumuşak bir battaniye, sıcak bir kahve(ler), güzel bir kitap..
_dinginliğine yandığım bir ada.

5 Ekim 2013 Cumartesi

2 Ekim 2013 Çarşamba

369 - Yok

sevgili ada,
senden uzaktayım diye buruk değilim bugün, kusura bakma.. çünkü bugün eğitim yaptım ben! üç buçuk ay sonra en sevdiğim işimi yaptım.. hem de gönüllü.. hem de gençlerle.. ve çook güzel geçti! yapılabiliyormuş ada, yapabiliyormuşum!!! sen de mutlusun şimdi, değil mi?
sevgiyle,
bb