31 Aralık 2013 Salı

459 - Adada yilbasi da bir baska

bu yilbasinda cumbur cemaat adadayiz. ama ada evde oturmamiza izin vermedi, sokaga atti bizi. meger adalilar yeni yila meydanda atesin basinda sarkili turkulu girerlermis. biz de oyle yapiyoruz, cok da mesuduz..



30 Aralık 2013 Pazartesi

458 - Farkindalik


bazen aklim dolu, guzelligin farkina varmadan yuruyorum..
bazen farkina variyorum, aklimi aliyor!

29 Aralık 2013 Pazar

457. gün - 15. ay

onbeşinci aydönümümüz kutlu olsun sevgili ada..
az önce geçen sene bugün ne yapmışım acaba diye arşive başvurdum: üçüncü ayımızı kutlarken, misafirim varmış.. hatırladım.. "kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı" dizesini yazmışım bir de..
seninle geçen onbeş aydan sonra, bugün ise şunu yazasım var: adanın mutluluğumla bir ilgisi olmalı.

28 Aralık 2013 Cumartesi

456 - Zencefil kokulu ada

bu kış adadaki en gözde içecek: zencefil çayı.
rende zencefil, toz karabiber, tarçın çubuğu, karanfil, portakal suyu, balı karıştırıyor; sıcak suda demlenmeye bırakıyorsunuz.
iyileştirdiğine dair söylentileri henüz doğrulamamış olsa da tadı güzel.

26 Aralık 2013 Perşembe

454 - Adaya koşarken


"sana koşuyorum bir vapurun içinden
ölmemek, delirmemek için.
yaşamak; bütün adetlerden uzak
yaşamak..."
sait faik abasıyanık

23 Aralık 2013 Pazartesi

451 - Manzarali kahvalti


uzun zaman olmus dokuzu bes gece vapurunda adalara karsi kahvalti etmeyeli.. mis!

22 Aralık 2013 Pazar

450 - Açıl, aç

"bir zamanlar adanin en guzel kapilarindan biriydim. rengim bile farkliydi; ozeldim. herkes hayran hayran bakardi; bayilirdim. sonra.... yaşlandim.. kimse bakmaz oldu yuzume.. uzuldum.. uzuldukce daha da yaşlandim.. ama yaşlanmaktan daha cok ne koydu biliyor musunuz? açılmamak.."

kapılar açılmaya muhtaç, insanlar açılmaya..

21 Aralık 2013 Cumartesi

449 - Öhö

bir cumartesi akşamı adadayım..
ada bu kış daha soğuk..
öhö öhö..
çalışıyorum..
adada soğuk bir cumartesi akşamı çalışırken iki iş arası ada bloğuma yazıyorum..
öhö öhö..
_ıhlamur servisin yok mu ada?

19 Aralık 2013 Perşembe

447 - Sohbet muhabbet


_off bugun hic gecmiyor.
_miskin miskin oturursak gecmez tabi.
_bir sey yapsak, ne yapsak?
_buldum! karsi koskun kopegini kizdiralim.
_tasmasini kiracak bir gun, o zaman gorecegim ben sizi.

18 Aralık 2013 Çarşamba

446 - Umuda

güven..
güvenmek..
kime, nasıl?..
yine karıştı ortalık..
iyisi mi şu muhteşem filmi izleyin siz: the lives of others
"en son umut ölür"

17 Aralık 2013 Salı

445 - İçsel


_yalnız bırakma beni.
_en yakının yanında.. 
_kimseyi göremiyorum ben.
_kendini de mi?

16 Aralık 2013 Pazartesi

444 - Olabilirsin



adaya dönüyorum.. 
yagmurun ardinda adalar, deniz, marti.. 
dusuncelerimin ardinda nazim'in dizeleri: "insan, denizin olmadigi yerde, umut adına martı olmalı."
ben hep marti olmak istiyorum, deniz var ya da yok..

12 Aralık 2013 Perşembe

11 Aralık 2013 Çarşamba

439 - Vesileleri severiz

ada,

hayat, gün geçmiyor ki hayatta her şeyin bir sebebi olduğunu göstermesin. yine ne mi oldu? anlatayım.. bir önceki haftasonu şehirdeydim biliyorsun. bizim meşhur kızlar ekibini de biliyorsun. işte onlarla cumartesi akşamı genco erkal'ı izlemeye gitmiştik. oyun sonrası biri "hazır sen de buradasın, yarın kahvaltı yapalım" dedi. oysa benim planım pazar sabahı erkenden sana dönmekti; kahvaltıya kalırsam varmam öğleden sonrayı bulacaktı.. mırın, kırın.. ikna edildim. böylece pazar sabahı yeniden buluştuk, keyifli bir kahvaltı ettik. sonra yine biri "haydi d&r'a gidelim, nazım hikmet kitabı almak istiyorum" dedi (önceki akşamın etkisi hala sürmekteydi).. bir diğeri de film bakacaktı, derken gittik.. benim için cazibesi yüksek yerler zaten kitapçılar, biliyorsun.. üç kitap seçtim, aldım.. gunler gecti.. sonunda birinin okunma zamanı geldi ve az önce bitti, yoğun bir "doğru zaman doğru kitap" hissiyle.. yani o akşam ille de kahvaltı diye diretmeselerdi ya da ille de ada ada diye diretseydim, büyük ihtimalle bu kitabı şimdi okumamış olacaktım.. oysa şimdi ihtiyacım vardı..

dur, daha bitmedi.. kitap üniversitede kendisinden ders aldığım hocalardan birine aitti. aynı hocanın bir başka kitabı ise eğitmenlik yapmaya başladığım ilk yıllarda aldığım ilk kaynak kitaplardan biriydi. bilmiyorum fark ettin mi, ama ben fark ettim ki işimle ilgili önemli kavşaklarda bu hoca karşıma çıkmış hep. yani aslında ona borçluyum. verdiği dersi, mesleğe hazırlığımdaki payını, hepsini bırak; yalnız keyifle ve farkındalıkla okuduğum son kitabı bile yeterli değil mi kendisine teşekkür edilmesine? sen kitap okumadığın _okuyamadığın için maalesef_ bilmezsin ama biz bazen bir kitabı okuduktan sonra yazarına şükran duyarız. ve fakat sıklıkla ihmal ederiz bu duyguyu sahibiyle paylaşmayı.. bu sefer fırsatı kaçırmak istemedim ve teşekkür mesajımı attım az önce. bu da ayrıca iyi hissettirdi.. yani o kahvaltı olmasaydı, ben eski ve değerli bir hocama teşekkür edememiş olacaktım şimdi..

hala bitmedi! kahvaltı fikri oyun sonrası doğmuştu, hatırlatırım.. kahvaltı sonrası kitapçıya gitme fikri de oyun kaynaklı, nazım'ı okuma dürtüsü.. peki bu oyuna gitme kararı nerede alındı dersin? sende! yaaa.. bir aydan da daha önce st (adaya en sık gelen arkadaş olduğu için favorilerinden olduğunu tahmin ediyorum) buradayken birden açılmıştı konu. "ne zamandır tiyatroya gitmiyoruz." "evet, hemen alalım bilet, yoksa kaynayacak yine." demiştik. sonra o oyun gelmişti aklıma, uygun tarihli gösterimi bulmuş ve diğer kızları da hesaba katarak almıştık hemen biletleri. yani o oyuna gidilmesinin, o gün sana geç gelme pahasına o kahvaltıya gidilmesinin, o kitabın alınmasının, o kitabın okunmasının, o teşekkür mesajının atılmasının yine seninle ilişkisi var. teşekkürler ada!

hamiş: kitabın adını vereceğim elbet.. a.kadir özer, var olmak cesaret ister - alan dışından da olsanız kendinizi dışında hissetmeyeceğiniz, psikoterapi öyküleriyle zenginleştirilmiş bir kitap.

10 Aralık 2013 Salı

438 - Adada kar görme hakkımı istiyorum

bugün adalı hayatımın dört yüz otuz sekizinci günü..
dışarıda korkunç bir fırtına var, içeride uğultusu..
bugün dünya insan hakları günü..
panjurları kapattım, hem soğuktan hem rüzgardan dolayı..
insanlar insan hakları gününü kutluyorlar bugün..
kar yağıyormuş istanbul'a, arada panjuru açıp bakıyorum dışarıya, kar yağıyor mu diye..
insanlar haklarını istiyor..
kar yağmıyor buraya..
ama sadece kendileri için istiyorlar o hakları.. 
lütfen kar yağsın adaya..
sadece ben ve benim gibiler için yaşasın insan hakları! ötekinin canı cehenneme..


insan haklarını konuşmaya içeriden bir yerden kendi önyargılarımızdan başlamamız gerekmez mi sizce de? evetse günün film önerisi sizin için geliyor: 12 angry men..
ve filmden minicik bir kesit:


9 Aralık 2013 Pazartesi

437 - Yolcu



_nereye gidiyoruz?
_bilmiyorum.
_neden gidiyoruz?
_bilmek icin.
_sacmalik! geri donelim artik.
_susalim artik ve yolun tadini cikaralim.

8 Aralık 2013 Pazar

436. gün - Yoğun

mevlana'yı hatırlıyorsunuz evdeki.. konya'dan getirmiştim aylar önce.. dün arkadaşlarım şems'i getirdiler yanına.. duvara asılmayı bekliyor.. yeri belli.. bir arada durmayacaklar.. biraz uzak olacaklar birbirlerinden ama birbirlerine doğru.. (zaten bazı ruhlar için fiziksel yakınlık gerekli değildir; ruhları yanyanadır onların..)

dün şems geldi eve..
mevlana önce gelmişti..
bugün bir misafir geldi adaya, ne benim ne adanın daha önce tanışmadığımız.. 

hep büyüleyici gelmiştir bana mevlana-şems arasındaki muhabbet.. hem aralarındaki muhabbet, hem de günlerce aralıksız muhabbet edebilme hali..

bugün bir misafir geldi adaya.. derinlikli biri..
arkadaşlarım dünden gelmişti.. derinlerini bildiğim..
muhabbet ettik biz.. içten..
içsel muhabbetleri hatırlatan konulardan..
muhabbetle..
şükür!

gitti misafirler.. biri öğleden sonra, üçü akşam..
biz kaldık yine başbaşa.. ada, mevlana, ben.. şimdi bir de şems..
tavsiye üzerine bir film izledik misafirlerimizi uğurladıktan sonra.. (mevlana ve şems muhtemeldir ki, izliyor görünüp izlemiyorlardı ruhsal muhabbetlerde erirken.)
başında "amaan geyik bir kişisel gelişim filmi" dedim, "karate kid'in jimnastik kid versiyonu yahu bu".. (ki karate kid'in hayatımdaki anlamı büyüktür: biz çocukken benden bir buçuk yaş büyük olan abimin izleyip izleyip öğrendiği hareketleri üstümde denemeye kalktığı filmdir kendisi.)
izlemeye devam ettim.. muhteşem bir film değil.. muhteşem olan hikmet.. kısacık bir süre yetti bu filmi neden şimdi, bugün izliyor olduğumu anlamaya..
şükür!

ve ben şu an bunları yazıyorsam, ve siz şu an bunu okuyorsanız belki sizin de ihtiyacınız var izlemeye.. belki sadece filmdeki tek bir cümle için.. belki o zaman bu zaman.. belki, sizin de izlemeye ihtiyacınız olduğu için bugün bu filmi izledim ben ve bugünün blog yazısında adı geçti: peaceful warrior.

7 Aralık 2013 Cumartesi

6 Aralık 2013 Cuma

434 - İyi uykular Madiba

"Hicbir insan baska bir insana derisinin rengi, gecmisi, ya da dini yuzunden nefret duyarak dogmaz. Insanlar nefreti ogreniyor olmali, ve eger nefret etmeyi ogrenebiliyorlarsa, onlara sevmek de ogretilebilir, cunku sevmek insan kalbine daha dogal gelen bir histir."

insan.. 
ozgurluk.. baris.. cesaret.. sevgi..
ilham..

simdi sen dinlen, biz devam edelim.

5 Aralık 2013 Perşembe

433 - Vapur kacsin, dert degil, gonulluluk firsatlarini kacirmayasin.

eski vapura/motora yetisme/yetisememe gunlerimize geri donduk - hayirli, ugurlu olsun..

saat 14:40 - fatih'tesin ve isin bitti. adaya donecegin en yakin iskele kabatas'ta ancak vapur ikide kalkti, bir sonraki ise dort bucukta. bari kadikoy'e gec, orada bir isin vardi, onu hallet, vapura dort ellide kadikoy'den bin.

saat 15:10 - eminonu'nden kadikoy vapuruna biniyorsun.

saat 15:40 - kadikoy'desin. once yemek ye yoksa bayilacaksin.

saat 16:30 - yemek isi ve diger isin bitti. vapura yirmi dakika var, zamani degerlendir, markete git.

saat 16:50 - iskeledesin ama kapinin disinda. ada vapuru gozunun onunde kalkti. on saniyeyle kacirdin, tebrikler! bir sonraki vapur kacta? sekizde. çüş ve yeniden tebrikler.

saat 16:52 - bostanci'ya dogru yola cikiyorsun. hedef altidaki motor.

saat 17:30 - bostanci'dasin. artik rahat bir nefes alabilirsin cunku motoru kacirmayacaksin. hem yarim saat var, otur da bir kahve ic.

saat 17:35 - sen bir sandalyede, cantan posetlerin bir sandalyede kahve iciyorsun. eyvah posetler! agir yuk, kisin faytonlarin dukkani erken kapatmasi ve yurumek!! "alo, hamdi abi, alti motoruyla donuyorum, bekler misin beni?" "ben atlari cektim kizim ama birine haber veririm simdi, o bekler." haydi yine iyisin.

saat 18:00 - motordasin ve adaya dogru yol almaya basliyorsun. bir de uyumayi becerebilsen.

saat 18:49 - fayton duragindasin ve ne insan ne at ne fayton var. agir tasiman yasak, mumkun degil onca yolu yuruyemezsin. haydi agla. ya da aglama, yuklerini sokaga birak, kedi kopek yer, sevaba girersin, fena mı? dur dur, sacmalama, bakkalin ciragini ara. "alo ergun, fayton duragindayim ben fakat fayton yok, cantalarimi tasiyamayacagim, sen bisikletle goturur musun?" "geldim abla."

saat 18:53 - elin sirtin bos eve dogru yavas yavas yuruyorsun. yukunun hepsini ergun'a emanet ettin, cantan dahil. "bakkalda biraz isim var, sen git, ben sonra getiririm" dedi.

saat 19:14 - eve varmak uzeresin, anahtarini hazirla. peki anahtarin nerede? cantanda tabi. cantan nerede? ergun'da. tebrikler! ne cok tebrik aldin bugun, bunun icin de tebrikler!

saat 19:16 - evdesin ama kapinin disinda. "bugun kapilarin disinda kalma gunum mu ulu tanrim, aci bana." "boyle ufak isler icin beni rahatsiz etme demedim mi sana? neyse bu seferlik aciyorum." tanri sana acidi, ergun'un isi cabuk bitti, bisikletle sana yetisti!

saat 19:19 - evindesin _icinde. ne halin varsa gor!

saat 23:18 - bloga yazmayi ve okuyucularinin, daha dogrusu okuyucularinin arasindan gonullu olanlarin dunya gonulluler gununu kutlamayi unutma. olmayanlarinsa bir gun gonullu olmalari, kendilerine bu iyiligi yapmalari icin dua et.

4 Aralık 2013 Çarşamba

432 - Bir yalniz ada

adaya kışın geldigini sokaklarinin boslugundan anlarsiniz.. insansizligindan.. yazin bu meydani civil civil yapan adaseverler kis gelince terk ederler adayi.. ama uzulmez o.. hem yaz boyunca yorulmustur da.. simdi biraz yalniz kalip kafa dinleme, dinlenme, yenilenme zamanidir..

ve bana sorarsaniz ada yalnizken cok daha guzeldir! bizimken..

hamis: fotografin sabahin köründe cekildigi sanilmasin. 11'e dogruydu..

3 Aralık 2013 Salı

431 - Acıyacaksan zihinleri engellerle dolu olanlara acı

dört sene önce girdiler hayatıma. ailemde ya da çevremde hiç olmadıklarından tam olarak tanımıyordum onları önceden. okulda, sokakta, işte çok karşılaşmadığım için sayıları az sanıyordum. dünyama girdiklerinde, dünyalarına girdiğimde öğrendim sayılarının az olmadığını; sadece çoğu evde olduğu için görünmediklerini.. çünkü yaşamın dışarıda onlar için çok kolay olmadığını. çünkü onlar için uygun koşulların dışarıda var olmadığını.. dört sene önce bir gönüllülük projesiyle girdiler hayatıma engelliler.

üç sene çalıştım onlarla.. en çok görme engellilerle, biraz da fiziksel engellilerle buluştum kişisel gelişim atölyelerinde.. paylaştım, dinledim, öğrendim.. hem de öyle çok öğrendim ki..

projeye dahil olduğum ilk dönem.. başka sebeplerle hayatımın en kara dönemlerinden biri.. bir grup görme engelliye eğitim veriyorum haftada bir gün.. o günlerden birinde, bir şey oldu.. bir aydınlanma.. eğitimden çıktığımda kendime itiraf ettim: "ben onlara yaşama sevinci vermiyorum, onlar bana veriyor".. hiç abartmadan, büyütmeden, tüm içtenliğimle söyleyebilirim ki inancın anlamını yeniden keşfettik onlarla, birlikte..

bugün olduğum bende payı olanları sıralamaya kalksam, ilk sıralarda gelir üç sene boyunca hayatıma giren her engelli. ve tanık olduğum ya da dinlediğim hikayelerini burada anlatmaya kalksam, okuyan herkes kendi vicdanıyla savaşa tutuşur.. korkmayın, bunu burada yapmayacağım şimdi. ama en azından şunu söylemeyi sorumluluk bilirim: bugün engellilerin çoğunu sosyal hayat yerine evine hapsedenler, onları görmezden gelen biziz. her birimizin bunda payı var.. bunu artık sadece onları tanıyan biri olarak değil, son beş aydır onlardan biri olmuş geçici bir engelli olarak söylüyorum.. koltuk değneğiyle yaşarken hem fiziki koşulların yetersizliği hem de insanların bilinçsizliği ve duyarsızlığıyla mücadele eden biri olarak.. ve düşünüyorum da, bu süreci nispeten güçlü atlatabildiysem, örneğin değnekle yalnız yaşamaya, eğitim yapmaya, tek başıma seyahat etmeye başladıysam bunu yine engellilere borçluyum.. onlardan ilk öğrendiğim ilkeye: fiziki engelin önemi yok; asıl engel zihinlerimizde..

bugün dünya engelliler günü.. kutlamak için değil.. onlara bir iyilik yapmak için de değil.. ellerinden aldığımız haklarını geri vermek için!

2 Aralık 2013 Pazartesi

430 - Herkese anlatmalıyız

isteyen algıda seçicilik desin, isteyen evrenin oyunu..

bu akşam izlediğim filmden bir kesit..
katatonik bir hasta, seneler seneler sonra uyanışından sonra bir gece telaşla doktorunu arar ve konuşmak istediği önemli bir şey olduğunu söyler. doktor hastaneye koşar, hastamız mesajını verir:




1 Aralık 2013 Pazar

429 - Sev sevebildiğin kadar

genco erkal'ı izledim dün akşam.. ilk izleyişim değildi ve fakat en etkileyicisiydi.. çünkü bu kez nazım'ın şiirlerini okuyordu. genco-nazım, nazım-genco.. müthiş ikili! onları sahnede bıraktığım andan beri düşünüyorum.. coşkuyu.. insanın coşku hallerini.. nazım hikmet.. hapiste, sürgünde, memleketinden çok uzakta.. her durumda yitirmeden umudunu, coşkuyla bağlı oluşu hayata, insana, insanlarına, değerlerine.. genco erkal.. yetmiş beş yaşında, elli dört yıldır sahnede.. ve hala coşkulu.. o kadar ki, coşkusu taşıyor taşıyor seyirciye bulaşıyor.. coşkudan ağlar mı insan? ağlıyor, nazım'a ses verdikçe genco erkal.. biri horlandı yaşarken.. engel olabilecekler vardı, olmadılar.. biri yaşıyor hala.. ne zamana kadar, bilinmez.. yaşıyorken hala, verelim hak ettiği değeri.. gidin, görün, coşun.. (http://www.dostlartiyatrosu.com/program.html)

siz bilmezsiniz, ada bilir; bağıra çağıra şiir okurum ben bazı akşamlar.. bu akşam da okuyasım var bol bol.. ama sadece nazım'dan.. nasıl ki, sait faik'le yeniden tanıştığım o ilk gün, "bundan sonra sait faik de olacak bu blogda" demiştim, ve elimden geldiğince oldurmuştum.. şimdi sıra nazım'ındır.. bu da hepimizin görevidir..