adada 33. gun hic yasanmadi.. ne gunduzu ne gecesi.. ne yesili ne mavisi.. ne lodosu ne cicek kokusu.. ne de huzuru..
ozlenir, ozlerim, ozledim!
31 Ekim 2012 Çarşamba
30 Ekim 2012 Salı
29 Ekim 2012 Pazartesi
31. gun - Aydonumu
ada, 1. ayimizi meshur ruzgariyla kutluyor.
disarida oturmus, onumdeki manzaranin muthis cezbediciligine ragmen gozumu bilgisayara dikmis calismaya calisirken "heyy" dedi "bugun 1. ayimiz doluyor ve sen kutlama yapmak yerine calisiyorsun. buna izin vermem iste". ve birden, aniden, oyle bir savurdu ki ruzgarini, bir an nefes alamadigimi sandim. masanin ustundeki sigara paketi uctu, onumdeki acik defterin sayfasi kendini defterden kurtarip ucmakta olan paketi takibe koyuldu. masa sallanmaya basladi fincandaki kahveyle birlikte. saclarim gozumu kapatma yarisina girdi. yaramaz ada bilgisayari da ucuracak simdi korkusuyla eve attim kendimi. "canim adacim, tabi ki unutmadim. bugun kutlama gunudur ve kutlanacaktir elbette. ama durdur artik su ruzgari lutfen, panjurlarin takur tukur seslerinden urkuyorum."
ve kapinin acilip kapandigi bir kac saniyelik surede adanin, ruzgariyla evin icine attiklarindan iki nadide parca.. (kapiyi acik mi birakmaliydi acaba?!)
disarida oturmus, onumdeki manzaranin muthis cezbediciligine ragmen gozumu bilgisayara dikmis calismaya calisirken "heyy" dedi "bugun 1. ayimiz doluyor ve sen kutlama yapmak yerine calisiyorsun. buna izin vermem iste". ve birden, aniden, oyle bir savurdu ki ruzgarini, bir an nefes alamadigimi sandim. masanin ustundeki sigara paketi uctu, onumdeki acik defterin sayfasi kendini defterden kurtarip ucmakta olan paketi takibe koyuldu. masa sallanmaya basladi fincandaki kahveyle birlikte. saclarim gozumu kapatma yarisina girdi. yaramaz ada bilgisayari da ucuracak simdi korkusuyla eve attim kendimi. "canim adacim, tabi ki unutmadim. bugun kutlama gunudur ve kutlanacaktir elbette. ama durdur artik su ruzgari lutfen, panjurlarin takur tukur seslerinden urkuyorum."
ve kapinin acilip kapandigi bir kac saniyelik surede adanin, ruzgariyla evin icine attiklarindan iki nadide parca.. (kapiyi acik mi birakmaliydi acaba?!)
28 Ekim 2012 Pazar
30 - Eyvallah
bugun lisedeki edebiyat ogretmenimle telefonda konusuyorduk:
_istanbul'a gelince haber verin, goruselim. hem adaya tasindim ben.
_hangi ada?
_burgaz
_sait faik'in adasina yani?
_..............
_istanbul'a gelince haber verin, goruselim. hem adaya tasindim ben.
_hangi ada?
_burgaz
_sait faik'in adasina yani?
_..............
27 Ekim 2012 Cumartesi
29 - Sait Faik
"sevmek, bir insani sevmekle baslar her sey." sait faik'in adasindan, sait faik'in kaleminden..
calismaya niyetliydim bu aksam.. ne misafir almis, ne misafir olmus; eve kapanmistim ogleden sonra itibariyle.. bir proje ustunde calisirken, bir kitap geldi aklima, konuyla iliskili bir seyler vardi icinde.. kitapliga yoneldim.. lakin aradigim degil baska bir kitap goz kirpti.. kitapligimdaki tek sait faik kitabi: alemdag'da var bir yilan.. aldim elime. eski kitap, cook eski. ilk basim 1970, bendeki dorduncu basim ise 1982. nereden gelmis, baba evinden mi tasimisim istanbul'a, bilmiyorum. okumus olmaliyim mutlaka, hatirlamiyorum.. aciyorum sayfalarini, ilisiyorum koltugun ucuna, unutuyorum isi gucu.. bilgisayar masada acik beni bekler; ben sait faik'in adasinda, sait faik'in gordugu manzaraya karsi oturmus daliyorum hikayelerine.. su gibi.. yasam gibi.. icime isliyor bazi cumleleri; ben gibi diyorum hadsizce.. merakimi cezbediyor.. elbet biliyorum herkes kadar az cok (durust olalim: gayet az) ama daha fazlasini bilmek istiyorum.. kitaptan uzaklasmamak icin bilgisayara yanasmaya razi degil gonlum, telefonuma gidiyor elim.. "sait faik" yaziyorum, google dokturuyor.. biraz oradan biraz buradan okuyorum.. yetmiyor elbet.. daha cok okumaya _hem onu hem oykulerini_ karar veriyorum.. bir dolu dusunce beynimin icinde serbest kosuda.. ve hazir telefon elimdeyken, "hah" diyorum "29. gunun temasi sait faik'tir" ve su an okumakta oldugunuz satirlari yazmaya basliyorum.. yazarken farkediyorum, tam simdi su anda: bu bir isaret! adaya tasinmadan once adada ev bakarken, uzaktan gormustum evini (sonradan muze olan). "kapali" demisti yoldan gecen adam "tadilatta".. unutmusum sonra. ilk kez 2 gun once adada yururken aklima geldi tekrar, bitti mi acaba tadilat, bir gidip bakmali diye.. yine unuttum tabi.. ve bugun, bir ayin 29'unda tasindigim onun adasindaki 29. gunumde cikiyor kitabi karsima; baska bir kitap ararken hem de; ve ben seneler once okudugum oykulerini okuyorum yeniden. ve bu tesadufu fark etmemisken henuz, bugunun yazisina onun sozuyle baslamisim bile.. roman olmasi planlanan ve kurgusu dahi hazir olan ilk kitap hayalimi, adaya gelmeden az once surpriz bir karar degisikligiyle oyku kitabina cevirmisken; ulkenin en onemli oykuculerinin birinin adasinda oldugunu sonradan fark etmek.. diyorum ya, garip bu hayat, garip!
ey sait faik! daha cok adin gececek bu blogda; daha cok sozcugun okunacak senin adanda. sen daha cok yasayacaksin bu blogda, blogla; aslinda ihtiyacin yokken.. mazur gor had bilmezligimizi, seni okurken, senin elinin gittiklerine kayiverdi elimiz, degiverdi dilimiz, ondandir densizligimiz, sen anlarsin..
calismaya niyetliydim bu aksam.. ne misafir almis, ne misafir olmus; eve kapanmistim ogleden sonra itibariyle.. bir proje ustunde calisirken, bir kitap geldi aklima, konuyla iliskili bir seyler vardi icinde.. kitapliga yoneldim.. lakin aradigim degil baska bir kitap goz kirpti.. kitapligimdaki tek sait faik kitabi: alemdag'da var bir yilan.. aldim elime. eski kitap, cook eski. ilk basim 1970, bendeki dorduncu basim ise 1982. nereden gelmis, baba evinden mi tasimisim istanbul'a, bilmiyorum. okumus olmaliyim mutlaka, hatirlamiyorum.. aciyorum sayfalarini, ilisiyorum koltugun ucuna, unutuyorum isi gucu.. bilgisayar masada acik beni bekler; ben sait faik'in adasinda, sait faik'in gordugu manzaraya karsi oturmus daliyorum hikayelerine.. su gibi.. yasam gibi.. icime isliyor bazi cumleleri; ben gibi diyorum hadsizce.. merakimi cezbediyor.. elbet biliyorum herkes kadar az cok (durust olalim: gayet az) ama daha fazlasini bilmek istiyorum.. kitaptan uzaklasmamak icin bilgisayara yanasmaya razi degil gonlum, telefonuma gidiyor elim.. "sait faik" yaziyorum, google dokturuyor.. biraz oradan biraz buradan okuyorum.. yetmiyor elbet.. daha cok okumaya _hem onu hem oykulerini_ karar veriyorum.. bir dolu dusunce beynimin icinde serbest kosuda.. ve hazir telefon elimdeyken, "hah" diyorum "29. gunun temasi sait faik'tir" ve su an okumakta oldugunuz satirlari yazmaya basliyorum.. yazarken farkediyorum, tam simdi su anda: bu bir isaret! adaya tasinmadan once adada ev bakarken, uzaktan gormustum evini (sonradan muze olan). "kapali" demisti yoldan gecen adam "tadilatta".. unutmusum sonra. ilk kez 2 gun once adada yururken aklima geldi tekrar, bitti mi acaba tadilat, bir gidip bakmali diye.. yine unuttum tabi.. ve bugun, bir ayin 29'unda tasindigim onun adasindaki 29. gunumde cikiyor kitabi karsima; baska bir kitap ararken hem de; ve ben seneler once okudugum oykulerini okuyorum yeniden. ve bu tesadufu fark etmemisken henuz, bugunun yazisina onun sozuyle baslamisim bile.. roman olmasi planlanan ve kurgusu dahi hazir olan ilk kitap hayalimi, adaya gelmeden az once surpriz bir karar degisikligiyle oyku kitabina cevirmisken; ulkenin en onemli oykuculerinin birinin adasinda oldugunu sonradan fark etmek.. diyorum ya, garip bu hayat, garip!
ey sait faik! daha cok adin gececek bu blogda; daha cok sozcugun okunacak senin adanda. sen daha cok yasayacaksin bu blogda, blogla; aslinda ihtiyacin yokken.. mazur gor had bilmezligimizi, seni okurken, senin elinin gittiklerine kayiverdi elimiz, degiverdi dilimiz, ondandir densizligimiz, sen anlarsin..
26 Ekim 2012 Cuma
28 - Umut
"iyilestirme umudu olan bir yer" dedi bugun arkadasim ada icin; blogun bugunku diyecegi de bu olsun..
25 Ekim 2012 Perşembe
24 Ekim 2012 Çarşamba
26 - Ada günü
adada güzel bir gün için;
nadir'de denize karşı bir kahveyle başlarsınız.. (ve o teyzeler hep oradadır!)
hemen karşınızdaki bisikletçiden bisikletinizi kiralarsınız..
ve başlarsınız adanın güzelim sokaklarında turlamaya..
adada ilk bisiklet kazanızı bugün işte bu yokuşta yaparsınız..
kötü düşersiniz.. ama kalkarsınız, tekrar binersiniz bisikletinize.. kanayan yaralarınız, acıyan canınızla.. ama çocuksu bir neşeyle.. evet evet, tıpkı bir çocuk gibi.. yola devam edersiniz..
favori evleriniz vardır..
ve favori ağaçlarınız..
sokak merdivenlerini seviyorsanız adayı size cennet yapan merdivenleri görürsünüz her yerde..
arada, kıyıya vuran dalga seslerini dinleyerek soluklanırsınız..
adanın sonbahar renkleriyle daha da güzel olduğunu düşünürsünüz..
ve nereye dönseniz, her boşluktan onu görürsünüz.. onu.. denizi..
durursunuz.. karşınızdaki, uzaklardaki istanbul'a bakarsınız.. bir sürü koca çirkin binalı haline üzüle üzüle.. seslenirsiniz: evet ihanet ettim sana istanbul, ama kaldır başını, bak buraya. sence de değmez mi?
nadir'de denize karşı bir kahveyle başlarsınız.. (ve o teyzeler hep oradadır!)
hemen karşınızdaki bisikletçiden bisikletinizi kiralarsınız..
ve başlarsınız adanın güzelim sokaklarında turlamaya..
adada ilk bisiklet kazanızı bugün işte bu yokuşta yaparsınız..
kötü düşersiniz.. ama kalkarsınız, tekrar binersiniz bisikletinize.. kanayan yaralarınız, acıyan canınızla.. ama çocuksu bir neşeyle.. evet evet, tıpkı bir çocuk gibi.. yola devam edersiniz..
favori evleriniz vardır..
ve favori ağaçlarınız..
sokak merdivenlerini seviyorsanız adayı size cennet yapan merdivenleri görürsünüz her yerde..
arada, kıyıya vuran dalga seslerini dinleyerek soluklanırsınız..
adanın sonbahar renkleriyle daha da güzel olduğunu düşünürsünüz..
ve nereye dönseniz, her boşluktan onu görürsünüz.. onu.. denizi..
durursunuz.. karşınızdaki, uzaklardaki istanbul'a bakarsınız.. bir sürü koca çirkin binalı haline üzüle üzüle.. seslenirsiniz: evet ihanet ettim sana istanbul, ama kaldır başını, bak buraya. sence de değmez mi?
23 Ekim 2012 Salı
22 Ekim 2012 Pazartesi
24 - Barış
"ada, insanı daha barışık yapıyor" dedim "hem kendiyle, hem başkalarıyla"
"hayır" dedi "ada yapmıyor. zaten böyle olan insanlar adaya kaçıyor"
bilemedim..
bildiğim; hırslar, kıskançlıklar, öfke.. ağır yük ruhumuza.. barış için barışmalı; ama önce kendimizle..
"hayır" dedi "ada yapmıyor. zaten böyle olan insanlar adaya kaçıyor"
bilemedim..
bildiğim; hırslar, kıskançlıklar, öfke.. ağır yük ruhumuza.. barış için barışmalı; ama önce kendimizle..
21 Ekim 2012 Pazar
23 - Adada pazar
guzel hava, sakinlik, uzun kahvalti ve eslikcisi dostlar.. hepsi bu pazar adada! sukurler olsun..
20 Ekim 2012 Cumartesi
22 - Mutlu misafirler - Mutlu ada
misafirleri evinde rahat etsin, memnun, mutlu olsun ister ya insan.. ada sizin icin seve seve ustlenir bu gorevi.. "ne guzel burasi, huzur veriyor insana" iste bunu duyarsiniz ya misafirlerinizden, dahasi yoktur..
19 Ekim 2012 Cuma
21 - Ugurlanma
martilar aglar adadan gidenlerin ardindan..
otmez onlar, konusur.. vapurun ardindan attiklari cigliklarin meali "gitme kal"dir..
otmez onlar, konusur.. vapurun ardindan attiklari cigliklarin meali "gitme kal"dir..
18 Ekim 2012 Perşembe
20 - Öz
"sabah motora yetismek icin kos, ustuste toplantilarda beynin kossun, icsel kosular da cabasi, aksam kosa kosa islerini halletmeye calismana ragmen planladigin motoru kacir, "e bari beklerken yemek yiyim" de, ama siparisin geciksin, bir sonraki motoru kacirmamak icin yiyeme.. ve su an motorda oturmus, denizin ustunde usul usul ilerlerken, yorgunluk ve aclik yerine hissettigin tek sey mutluluk olsun.. cunku motor seni adana goturuyor!"
bu akşam adaya dönüş yolunda, bir sosyal ağda paylaşmıştım yukarıdakini..
ve günün sonunda, adaya ve huzura kavuştuktan sonra günün özetini paylaşıyorum: adam, seni seviyorum!
bu akşam adaya dönüş yolunda, bir sosyal ağda paylaşmıştım yukarıdakini..
ve günün sonunda, adaya ve huzura kavuştuktan sonra günün özetini paylaşıyorum: adam, seni seviyorum!
17 Ekim 2012 Çarşamba
19 - Bambaşka
adada her şey bir başka.. soluduğun hava daha temiz bir kere, söylemeye gerek yok.. e gözünün gördüğü çok daha güzel elbette.. fakat başka şeyler de var farklı tatlar veren.. yediğin yemek daha lezzetli sanki.. okuduğun kitap daha sürükleyici.. film izlemek daha keyifli.. sessizliğin içine gömülüp çalışmak daha verimli.. evet evet, burada her şey bir başka.. ada bambaşka..
16 Ekim 2012 Salı
18 - Anı birikimi
Başlarken, blogda adayı tanıtma vaadinde de bulunmuştum, biliyorum.. Biliyorum da, adada yaşama deneyimini paylaşmanın ötesine geçemiyorum şimdilik.. 2 haftayı geçti adaya taşınalı ama adada olduğum, ve çalışmadığım ya da misafir ağırlamadığım günlerin dışında hala yerleşiyorum.. Daha doğrusu, detaylarla uğraşıyorum artık daha çok.. Fırsat buldukça, "anıları" yerleştiriyorum mesela evin kıyısına köşesine.. Benim minik koleksiyonlarım.. Az önce biriyle (otel kalemleri) daha haşır neşir olduktan sonra, birden düşündüm: acaba adada neler biriktireceğim; ada neleri biriktirtecek bana; neleri ve hangi anıları.. Meraklı bir bekleyiş bu.. Heyecan verici.
15 Ekim 2012 Pazartesi
17 - Hala gençken
"Neden ada hayatı?" diyorsunuz..
"Çünkü birkaç gün koşturuyorsam, sonrasındaki birkaç gün sakinliğe ihtiyaç duyuyorum. Ada, böyle bir hayat için biçilmiş kaftan." diyorum..
İtiraz ediyorsunuz: "Şehirde de yapabilirsin bunu."
İtiraz ediyorum: "Hayır, yapamazsın. Bir şekilde yakalar seni şehir; böler sükunetini. Ayrıca, şehirde eve kapanınca bunalabilirsin. Ama burada kapanmış gibi değilsin; deniz, doğa, her şey.. Hem güzel, hem sade.. Sakinlik için evde olmana gerek yok. Sokakta olsan bile sokak gibi değil; başka bir şey."
Bitmiyor sorularınız: "Adaya çekilecek kadar yaşlandın mı sen?"
Cevap veriyorum: "Bilakis! Yaşlanmadan, hala gençken huzur içinde yaşamamız gereken çok gün, huzurla yapacak çok şey var!"
"Çünkü birkaç gün koşturuyorsam, sonrasındaki birkaç gün sakinliğe ihtiyaç duyuyorum. Ada, böyle bir hayat için biçilmiş kaftan." diyorum..
İtiraz ediyorsunuz: "Şehirde de yapabilirsin bunu."
İtiraz ediyorum: "Hayır, yapamazsın. Bir şekilde yakalar seni şehir; böler sükunetini. Ayrıca, şehirde eve kapanınca bunalabilirsin. Ama burada kapanmış gibi değilsin; deniz, doğa, her şey.. Hem güzel, hem sade.. Sakinlik için evde olmana gerek yok. Sokakta olsan bile sokak gibi değil; başka bir şey."
Bitmiyor sorularınız: "Adaya çekilecek kadar yaşlandın mı sen?"
Cevap veriyorum: "Bilakis! Yaşlanmadan, hala gençken huzur içinde yaşamamız gereken çok gün, huzurla yapacak çok şey var!"
14 Ekim 2012 Pazar
16 - Karsilama
3 nedenle gelirsiniz iskeleye:
1. vapura binmeye
2. vapurdan inecek olani karsilamaya
3. vapura binecek olani ugurlamaya
ben en cok ikincisini seviyorum. hele bir de gelen en sevdiklerinizden biriyse.. "hosgeldin anne!"
1. vapura binmeye
2. vapurdan inecek olani karsilamaya
3. vapura binecek olani ugurlamaya
ben en cok ikincisini seviyorum. hele bir de gelen en sevdiklerinizden biriyse.. "hosgeldin anne!"
13 Ekim 2012 Cumartesi
15 - Komsu
ada hayatimi anlatirken, komsularimi tanitmasam eksik kalir: karincalar!
kapi komsularim olur kendileri.. zararlari yoktur, zarar vermeyiniz..
kapi komsularim olur kendileri.. zararlari yoktur, zarar vermeyiniz..
12 Ekim 2012 Cuma
11 Ekim 2012 Perşembe
10 Ekim 2012 Çarşamba
9 Ekim 2012 Salı
11 - Huzurlu infaz
adada huzurlu bir hal geliyor ustunuze hani.. ruhunuzda, dusuncenizde, hatta konusmanizda bile bir sakinlik, dinginlik hali sanki.. her seyi huzurla yapiyorsunuz ya.. huzurla cinayet isliyorsunuz mesela.. ismini cismini omru hayatinizda gormediginiz bir bocekle karsilasiyorsunuz duvarin birinde.. oyle eski sehirli hayatinizdaki gibi korkmak, ciglik atmak filan yok.. sakin sakin: "aa bocek! pek de enteresan bir seymis. ne acaba? hmm.. nerede benim cani terligim? hah, gel bakalim." katli vaciptir, yapacak baska bir sey yoktur.. e simdi, atalarimizin "gulu seven dikenine katlanir" sozunu anmanin vaktidir tabi.. ve psikolojinin enteresanligini.. insan nasil da alisir, sartlanir, uyar, dengeler..
8 Ekim 2012 Pazartesi
10 - Ada yağmuru
manzaranın büyüsü, inceden yağan yağmurun sesi, açık pencereden gelen toprak kokusu, kahvenin aroması, fondaki müziğin tınısı.. biri huzurun tarifini mi sormuştu?
------------------------------------------------------------------------------------------------------
çok değil biraz sonra yağmur inceliğini terk eder, hızlanır; ve sonunda adanın meşhur yağmuruyla tanışılmış olunur..
------------------------------------------------------------------------------------------------------
çok değil biraz sonra yağmur inceliğini terk eder, hızlanır; ve sonunda adanın meşhur yağmuruyla tanışılmış olunur..
7 Ekim 2012 Pazar
9 - Sınav
Adaya taşınma fikri kulağa hoş gelir, evet; ama her duyana o kadar hoş gelmez! Ailenizin kulağına mesela..
_Nee, ada mı? Şaka yapıyorsun herhalde!
_Koca İstanbul'da başka yer bulamadın mı?
_Depreme yakın olmak için mi?
_Ada ha! Hem de bir başına! Üstüme iyilik sağlık.
_Saçmalıyorsun.
_Kışın donarsın.
_Nasıl gelip gideceksin?
_Bizim buradaki emlakçılara gittim bugün, çok güzel evler varmış, gel de bir bakalım.
Böyle sürer gider bunlar.. Bir taraftan da bilirler ne söyleseler kararınızı değiştiremeyeceklerini.. Değiştirmedim.. Ama motivasyonumu düşürmemeleri için hazırlık sürecinden mümkün olduğunca uzak tuttum onları.. Taşınırken bile gelmelerine izin vermedim. Olumsuz hiç bir şeyi söylemedim taşınana kadar. Taşındıktan sonra, eninde sonunda geldikleri zaman şok etkisi yaratmamak için tek tek ortaya çıkardım gerçekleri, alıştıra alıştıra:
_Şey, ev iskeleye biraz uzak. Ama yol çok keyifli.
_Çevrede kalan çok yok; böylesi daha güzel ama, ses gürültü yok..
Endişeli bekleyişleri bugün sona erdi; ve ablalarım (benim küçük annelerim) bugün durum tespiti ziyaretine geldi! Sonuç ne mi oldu? Ada yardım etti bana! Yazdan kalma bir pazar olduğu için tıklım tıklımdı. Bir dolu insan.. Hareket, ses, cıvıltı.. Neredeyse trafik yaratan faytonlar.. Yani izole bir durum çıkmadı karşılarına. Evet, ada yardım etti bana! Öyle güzeldi ki bugün hava, manzaram, bahçem; vapurun süresini, gelirken ne kadar yürüdüklerini bile unuttular. Sözün özü; adayla birlikte ilk sınavımızı geçtik biz bugün. Darısı ana sınavın başına!
_Nee, ada mı? Şaka yapıyorsun herhalde!
_Koca İstanbul'da başka yer bulamadın mı?
_Depreme yakın olmak için mi?
_Ada ha! Hem de bir başına! Üstüme iyilik sağlık.
_Saçmalıyorsun.
_Kışın donarsın.
_Nasıl gelip gideceksin?
_Bizim buradaki emlakçılara gittim bugün, çok güzel evler varmış, gel de bir bakalım.
Böyle sürer gider bunlar.. Bir taraftan da bilirler ne söyleseler kararınızı değiştiremeyeceklerini.. Değiştirmedim.. Ama motivasyonumu düşürmemeleri için hazırlık sürecinden mümkün olduğunca uzak tuttum onları.. Taşınırken bile gelmelerine izin vermedim. Olumsuz hiç bir şeyi söylemedim taşınana kadar. Taşındıktan sonra, eninde sonunda geldikleri zaman şok etkisi yaratmamak için tek tek ortaya çıkardım gerçekleri, alıştıra alıştıra:
_Şey, ev iskeleye biraz uzak. Ama yol çok keyifli.
_Çevrede kalan çok yok; böylesi daha güzel ama, ses gürültü yok..
Endişeli bekleyişleri bugün sona erdi; ve ablalarım (benim küçük annelerim) bugün durum tespiti ziyaretine geldi! Sonuç ne mi oldu? Ada yardım etti bana! Yazdan kalma bir pazar olduğu için tıklım tıklımdı. Bir dolu insan.. Hareket, ses, cıvıltı.. Neredeyse trafik yaratan faytonlar.. Yani izole bir durum çıkmadı karşılarına. Evet, ada yardım etti bana! Öyle güzeldi ki bugün hava, manzaram, bahçem; vapurun süresini, gelirken ne kadar yürüdüklerini bile unuttular. Sözün özü; adayla birlikte ilk sınavımızı geçtik biz bugün. Darısı ana sınavın başına!
6 Ekim 2012 Cumartesi
8. gun - Haftadonumu
dinginlik, ozgurluk, mutluluk, ilkler, heyecan, huzur - tam bir hafta oldu; kutlu olsun!
5 Ekim 2012 Cuma
7. gun - Hangisi
Burgazada'yla ilgili bir tabir var: insan ya yazar olur burada, ya alkolik.
İkisi birden olanlari merak ediyorum.. İcmeden sarhos olabileceginiz kadar guzel; turlu sozcugu siz cagirmadan cagristiracak kadar buyulu cunku..
İkisi birden olanlari merak ediyorum.. İcmeden sarhos olabileceginiz kadar guzel; turlu sozcugu siz cagirmadan cagristiracak kadar buyulu cunku..
4 Ekim 2012 Perşembe
6. gün - Adaya varma savaşı
Adada yaşamak, alışkanlıklarınızı değiştirmenize neden olur. Örneğin "Ay çok yorgunum, yüküm de ağır, bir taksiye atlayayım da gideyim eve" deme lüksünüz ortadan kalkar. Artık taksi yoktur, ve vapur/motor saatleri de sınırlıdır. Hele bir de geç kalma huyunuz varsa.. Geçmişler olsun..
Adaya ulaşılamayan bir günün hikayesi:
14:00'da Kabataş'tan kalkacak ada vapuruna binme niyetiyle 12:45 sularında Nişantaşı'ndan yola çıkılır. Önce market alışverişi yapılması gerekiyordur. (Çünkü adada her şey daha pahalıdır, arada toplu alışverişi İstanbul'dan yapmakta fayda vardır; pahalılık konusu önümüzdeki günlerde detaylı olarak işlenecektir.) İşinize yarar bir market Kabataş civarında olmadığı için, en yakın Beşiktaş'a gitmeye karar verilir. (Ada vapurlarının/motorlarının kalktığı iskelelerin yakınlarında olan, olması gereken ve olmayan iş yerleri başka bir yazının konusu olarak karşınıza çıkacaktır.) Ama burası, pardon orası İstanbul'dur, ve tabi ki trafik vardır. Yine de market sevdasından vazgeçilmez, gidilir, ihtiyaçlar hızla alınır, ve iskeleye vaktinde yetişmek umuduyla taksiye binilir. O da ne?! Bildiniz, onun adı trafik! Ve iskeleye vardığınızda saat 2'yi 2 geçiyordur. Vapur mu? Tabi ki kalkmıştır.. Daha da güzel haber: bir sonraki vapur 4:30'dadır! Motor mu? Kış sezonunda Kabataş'tan sadece Büyükada ve Heybeliada'ya motor vardır.. Denizotobüsünden de medet umulamaz.. Gerçek olanca acılığıyla ortadadır.. Hala görüş alanınızdaki, kaçan vapuru en bi küçük emrah bakışıyla izlerken, eliniz kolunuz neredeyse kendinizden ağır market poşetleri ve çantayla dolu, biraz ilerideki kafelere bile yürüyemeyecek halde iskele civarında hapsolmuşsunuzdur. Ama durun! Her an bir arkadaşınız imdadınıza yetişebilir:
_2 dakikayla kaçırdım vapuru. İki buçuk saat buradayım.
_Karşıya geçiyorum ben, yakınım da. Alayım seni, Bostancı'ya götüreyim. Oradan binersin.
_Heyyooo!
Hazine bulmuşçasına sevinirsiniz.. Adaya kavuşmak üzeresinizdir.. Ancak mutluluğunuz Bostancı'dan hareket saatlerini öğrenene kadar sürer. Tesadüfe bakın ki, oradan da sizi adaya götürecek vasıta en erken 4:30'da kalkacaktır. Aah trafik ah, aah zamanında bir yerde olmayı beceremeyen siz ah! Neyse, teselli noktaları vardır yine de.. Motorla geçeceksinizdir Bostancı'dan ve aynı anda Kabataş'tan yola çıkacak vapurdan daha önce varacaksınızdır adaya. (A şehri - B şehri - aynı anda kalkan 2 araba - saatte x hızıyla - yol problemine döndü korkarım) Ayrıca 2,5 saatlik bekleme süresinin yaklaşık 1 saatini yolda arkadaşınızla geçireceksinizdir.. Hem Bostancı'da motor iskelesinin hemen yanında güzel kahve içebileceğiniz bir yer de vardır.. En büyük teselli ise sonunda adanıza kavuşacak olmanızdır..
Ve saatler sonra nihayet kavuşursunuz..
Hikaye burada bitmez ama.. Poşetleriniz adada da sizinledir ve ağırlığından hiç bir şey kaybetmemiştir. (Motorda açıp, içindeki erzakların bir kısmını yemeliydi belki de) Evin iskeleye pek de yakın olmadığını söylemiş miydim? Elinizdekileri taşımanızın, taşıyarak yürümenizin, yürüyerek evinize varmanızın mümkünatı yoktur.. ("Taksi çağırsaydın" şakasını yapmaya kalkmamanız önemle rica olunur) Evet, tek bir seçenek vardır: fayton.. Oysa sevmiyorsunuzdur faytonu; atların o halini.. Gel gör ki, yapacak bir şey yoktur. İçinizden atlardan özür dileyerek, adadaki ilk fayton yolculuğunuza çıkarsınız.. Bilirsiniz; ilktir ama son olmayacaktır.. Yükünüz ağırken, hava soğukken, hava kararmışken çok kereler kullanacaksınızdır faytonu.. (Var mı alternatif önerisi olan?) Evet adaya ve adada ulaşım zordur. (En azından başlangıçta, alışırken, öğrenirken..) Ve fakat her şeye, saatlerin mücadelesine, tüm zorluklara rağmen, yine de güzeldir yeniden adada olmak. Yine de çok güzeldir adada yaşamak.
Adaya ulaşılamayan bir günün hikayesi:
14:00'da Kabataş'tan kalkacak ada vapuruna binme niyetiyle 12:45 sularında Nişantaşı'ndan yola çıkılır. Önce market alışverişi yapılması gerekiyordur. (Çünkü adada her şey daha pahalıdır, arada toplu alışverişi İstanbul'dan yapmakta fayda vardır; pahalılık konusu önümüzdeki günlerde detaylı olarak işlenecektir.) İşinize yarar bir market Kabataş civarında olmadığı için, en yakın Beşiktaş'a gitmeye karar verilir. (Ada vapurlarının/motorlarının kalktığı iskelelerin yakınlarında olan, olması gereken ve olmayan iş yerleri başka bir yazının konusu olarak karşınıza çıkacaktır.) Ama burası, pardon orası İstanbul'dur, ve tabi ki trafik vardır. Yine de market sevdasından vazgeçilmez, gidilir, ihtiyaçlar hızla alınır, ve iskeleye vaktinde yetişmek umuduyla taksiye binilir. O da ne?! Bildiniz, onun adı trafik! Ve iskeleye vardığınızda saat 2'yi 2 geçiyordur. Vapur mu? Tabi ki kalkmıştır.. Daha da güzel haber: bir sonraki vapur 4:30'dadır! Motor mu? Kış sezonunda Kabataş'tan sadece Büyükada ve Heybeliada'ya motor vardır.. Denizotobüsünden de medet umulamaz.. Gerçek olanca acılığıyla ortadadır.. Hala görüş alanınızdaki, kaçan vapuru en bi küçük emrah bakışıyla izlerken, eliniz kolunuz neredeyse kendinizden ağır market poşetleri ve çantayla dolu, biraz ilerideki kafelere bile yürüyemeyecek halde iskele civarında hapsolmuşsunuzdur. Ama durun! Her an bir arkadaşınız imdadınıza yetişebilir:
_2 dakikayla kaçırdım vapuru. İki buçuk saat buradayım.
_Karşıya geçiyorum ben, yakınım da. Alayım seni, Bostancı'ya götüreyim. Oradan binersin.
_Heyyooo!
Hazine bulmuşçasına sevinirsiniz.. Adaya kavuşmak üzeresinizdir.. Ancak mutluluğunuz Bostancı'dan hareket saatlerini öğrenene kadar sürer. Tesadüfe bakın ki, oradan da sizi adaya götürecek vasıta en erken 4:30'da kalkacaktır. Aah trafik ah, aah zamanında bir yerde olmayı beceremeyen siz ah! Neyse, teselli noktaları vardır yine de.. Motorla geçeceksinizdir Bostancı'dan ve aynı anda Kabataş'tan yola çıkacak vapurdan daha önce varacaksınızdır adaya. (A şehri - B şehri - aynı anda kalkan 2 araba - saatte x hızıyla - yol problemine döndü korkarım) Ayrıca 2,5 saatlik bekleme süresinin yaklaşık 1 saatini yolda arkadaşınızla geçireceksinizdir.. Hem Bostancı'da motor iskelesinin hemen yanında güzel kahve içebileceğiniz bir yer de vardır.. En büyük teselli ise sonunda adanıza kavuşacak olmanızdır..
Ve saatler sonra nihayet kavuşursunuz..
Hikaye burada bitmez ama.. Poşetleriniz adada da sizinledir ve ağırlığından hiç bir şey kaybetmemiştir. (Motorda açıp, içindeki erzakların bir kısmını yemeliydi belki de) Evin iskeleye pek de yakın olmadığını söylemiş miydim? Elinizdekileri taşımanızın, taşıyarak yürümenizin, yürüyerek evinize varmanızın mümkünatı yoktur.. ("Taksi çağırsaydın" şakasını yapmaya kalkmamanız önemle rica olunur) Evet, tek bir seçenek vardır: fayton.. Oysa sevmiyorsunuzdur faytonu; atların o halini.. Gel gör ki, yapacak bir şey yoktur. İçinizden atlardan özür dileyerek, adadaki ilk fayton yolculuğunuza çıkarsınız.. Bilirsiniz; ilktir ama son olmayacaktır.. Yükünüz ağırken, hava soğukken, hava kararmışken çok kereler kullanacaksınızdır faytonu.. (Var mı alternatif önerisi olan?) Evet adaya ve adada ulaşım zordur. (En azından başlangıçta, alışırken, öğrenirken..) Ve fakat her şeye, saatlerin mücadelesine, tüm zorluklara rağmen, yine de güzeldir yeniden adada olmak. Yine de çok güzeldir adada yaşamak.
3 Ekim 2012 Çarşamba
2 Ekim 2012 Salı
4. gün - Şehre inmek
Adada yaşamaya başladıktan sonra bugün ilk defa İstanbul'a gittim. "Şehre gitmek" aşina olmadığım bir kavram değil aslında.. Çocukluğum Ankara dışında bir garnizonda geçti. İlkokul bile garnizonun içindeydi. O zamanlar şehre gitmek haftasonları ve bayramlarda yapılan bir aile etkinliğiydi. Sonra ortaokulda günlük bir aktivite haline geldi. Yaklaşık bir saatlik bir servis yolculuğuyla gidilirdi okula. Ben "haftasonu Ankara'ya geldik" deyince mesela, anlamazdı şehrin içinde yaşayan arkadaşlarım. Zaman aldı anlamaları, alışmaları.. Ben de zamanla alıştım şehirli olmaya.. Şimdilerdeyse, başa dönüyor, yeniden "şehre inen insan" olmaya alışıyorum.. Tuhaf ama güzel bir duygu bu.. Zor tarafları da var tabi. Onları sonra anlatırım.. Bugünün asıl teması, sabah gidip, akşam gelmenin nasıl olacağını denemek, görmekti. Sonuç: deneme başarılı!
Ada hayatı deneyimize dair bir dolu şey var şimdiden paylaşacak.. Evde masanın altında göz göze gelinen yavru kertenkele; sabah motora yetişmeye çalışan insanlarla aynı yolda yürürken, kendini adı konmamış gizli bir maratondaymış gibi hissetme; akşam karanlıkta eve yürürken ağaçları köpeklere dönüştüren hayalgücü, vs vs... Biriktiriyorum.. Tek tek, ayrı ayrı yazacağım.. Paylaşım sabrını öğreniyorum.. Güzel şey sabır..
1 Ekim 2012 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










