4 Ekim 2012 Perşembe

6. gün - Adaya varma savaşı

Adada yaşamak, alışkanlıklarınızı değiştirmenize neden olur. Örneğin "Ay çok yorgunum, yüküm de ağır, bir taksiye atlayayım da gideyim eve" deme lüksünüz ortadan kalkar. Artık taksi yoktur, ve vapur/motor saatleri de sınırlıdır. Hele bir de geç kalma huyunuz varsa.. Geçmişler olsun..

Adaya ulaşılamayan bir günün hikayesi:
14:00'da Kabataş'tan kalkacak ada vapuruna binme niyetiyle 12:45 sularında Nişantaşı'ndan yola çıkılır. Önce market alışverişi yapılması gerekiyordur. (Çünkü adada her şey daha pahalıdır, arada toplu alışverişi İstanbul'dan yapmakta fayda vardır; pahalılık konusu önümüzdeki günlerde detaylı olarak işlenecektir.) İşinize yarar bir market Kabataş civarında olmadığı için, en yakın Beşiktaş'a gitmeye karar verilir. (Ada vapurlarının/motorlarının kalktığı iskelelerin yakınlarında olan, olması gereken ve olmayan iş yerleri başka bir yazının konusu olarak karşınıza çıkacaktır.) Ama burası, pardon orası İstanbul'dur, ve tabi ki trafik vardır. Yine de market sevdasından vazgeçilmez, gidilir, ihtiyaçlar hızla alınır, ve iskeleye vaktinde yetişmek umuduyla taksiye binilir. O da ne?! Bildiniz, onun adı trafik! Ve iskeleye vardığınızda saat 2'yi 2 geçiyordur. Vapur mu? Tabi ki kalkmıştır.. Daha da güzel haber: bir sonraki vapur 4:30'dadır! Motor mu? Kış sezonunda Kabataş'tan sadece Büyükada ve Heybeliada'ya motor vardır.. Denizotobüsünden de medet umulamaz.. Gerçek olanca acılığıyla ortadadır.. Hala görüş alanınızdaki, kaçan vapuru en bi küçük emrah bakışıyla izlerken, eliniz kolunuz neredeyse kendinizden ağır market poşetleri ve çantayla dolu, biraz ilerideki kafelere bile yürüyemeyecek halde iskele civarında hapsolmuşsunuzdur. Ama durun! Her an bir arkadaşınız imdadınıza yetişebilir:
_2 dakikayla kaçırdım vapuru. İki buçuk saat buradayım.
_Karşıya geçiyorum ben, yakınım da. Alayım seni, Bostancı'ya götüreyim. Oradan binersin.
_Heyyooo!
Hazine bulmuşçasına sevinirsiniz.. Adaya kavuşmak üzeresinizdir.. Ancak mutluluğunuz Bostancı'dan hareket saatlerini öğrenene kadar sürer. Tesadüfe bakın ki, oradan da sizi adaya götürecek vasıta en erken 4:30'da kalkacaktır. Aah trafik ah, aah zamanında bir yerde olmayı beceremeyen siz ah! Neyse, teselli noktaları vardır yine de.. Motorla geçeceksinizdir Bostancı'dan ve aynı anda Kabataş'tan yola çıkacak vapurdan daha önce varacaksınızdır adaya. (A şehri - B şehri - aynı anda kalkan 2 araba - saatte x hızıyla - yol problemine döndü korkarım) Ayrıca 2,5 saatlik bekleme süresinin yaklaşık 1 saatini yolda arkadaşınızla geçireceksinizdir.. Hem Bostancı'da motor iskelesinin hemen yanında güzel kahve içebileceğiniz bir yer de vardır.. En büyük teselli ise sonunda adanıza kavuşacak olmanızdır..

Ve saatler sonra nihayet kavuşursunuz..

Hikaye burada bitmez ama.. Poşetleriniz adada da sizinledir ve ağırlığından hiç bir şey kaybetmemiştir. (Motorda açıp, içindeki erzakların bir kısmını yemeliydi belki de) Evin iskeleye pek de yakın olmadığını söylemiş miydim? Elinizdekileri taşımanızın, taşıyarak yürümenizin, yürüyerek evinize varmanızın mümkünatı yoktur.. ("Taksi çağırsaydın" şakasını yapmaya kalkmamanız önemle rica olunur) Evet, tek bir seçenek vardır: fayton.. Oysa sevmiyorsunuzdur faytonu; atların o halini.. Gel gör ki, yapacak bir şey yoktur. İçinizden atlardan özür dileyerek, adadaki ilk fayton yolculuğunuza çıkarsınız.. Bilirsiniz; ilktir ama son olmayacaktır.. Yükünüz ağırken, hava soğukken, hava kararmışken çok kereler kullanacaksınızdır faytonu.. (Var mı alternatif önerisi olan?) Evet adaya ve adada ulaşım zordur. (En azından başlangıçta, alışırken, öğrenirken..) Ve fakat her şeye, saatlerin mücadelesine, tüm zorluklara rağmen, yine de güzeldir yeniden adada olmak. Yine de çok güzeldir adada yaşamak.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder