Ada hayatı deneyimize dair bir dolu şey var şimdiden paylaşacak.. Evde masanın altında göz göze gelinen yavru kertenkele; sabah motora yetişmeye çalışan insanlarla aynı yolda yürürken, kendini adı konmamış gizli bir maratondaymış gibi hissetme; akşam karanlıkta eve yürürken ağaçları köpeklere dönüştüren hayalgücü, vs vs... Biriktiriyorum.. Tek tek, ayrı ayrı yazacağım.. Paylaşım sabrını öğreniyorum.. Güzel şey sabır..
2 Ekim 2012 Salı
4. gün - Şehre inmek
Adada yaşamaya başladıktan sonra bugün ilk defa İstanbul'a gittim. "Şehre gitmek" aşina olmadığım bir kavram değil aslında.. Çocukluğum Ankara dışında bir garnizonda geçti. İlkokul bile garnizonun içindeydi. O zamanlar şehre gitmek haftasonları ve bayramlarda yapılan bir aile etkinliğiydi. Sonra ortaokulda günlük bir aktivite haline geldi. Yaklaşık bir saatlik bir servis yolculuğuyla gidilirdi okula. Ben "haftasonu Ankara'ya geldik" deyince mesela, anlamazdı şehrin içinde yaşayan arkadaşlarım. Zaman aldı anlamaları, alışmaları.. Ben de zamanla alıştım şehirli olmaya.. Şimdilerdeyse, başa dönüyor, yeniden "şehre inen insan" olmaya alışıyorum.. Tuhaf ama güzel bir duygu bu.. Zor tarafları da var tabi. Onları sonra anlatırım.. Bugünün asıl teması, sabah gidip, akşam gelmenin nasıl olacağını denemek, görmekti. Sonuç: deneme başarılı!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder