30 Kasım 2012 Cuma

63 - Yasam-Olum

_bahri abi, kac senedir adadaydin sen?
_cook senedir! 54'te geldim.
_o zaman sait faik'le tanismissindir.
_yook gulum, benim geldigim sene olmus o.
_hay allah. tanissaydin anlatirdin bana.
_ama annanem annesinin arkadasiydi.

o yasiyor mu ki diye sormadim tabi..

29 Kasım 2012 Perşembe

62 - İki ay

29 eylül - 29 kasım
adayla iki koca ayı devirmişim bile..
61 gün boyunca her gün ada bloğuma bir şey yazmışım..
30 gün adadan hiç çıkmamışım..
48 gece adada uyumuş, 48 sabah huzurla uyanmışım..
28 kişiyi adada ağırlamışım..
7 kere faytona binmek zorunda kalmışım..
sayısını bilmediğim kere elimde yükler, fayton bulamamış, karanlıkta ağlamaklı korkulu yürümüşüm..
yürümeye, daha doğrusu geç saatlerde karanlıkta ıssız sokaklarda yürümeye, yürürken korkmamaya alışmışım.. (itiraf ediyorum; tümüyle değil henüz)
köpekleri sevmeye başlamışım.. (gündüzken ve havlamıyorlarsa)
sadece 2 kez bisiklete binmişim.. (kendime bir bisiklet alıp, iskeleye bisikletle gidip gelme sevdam adanın yokuşları yüzünden kısa sürmüş, kanlı bitmiş)
sokaklarında yürürken çiçek kokulu havayı içime çekmişim sık sık..
defalarca son saniyelerde yetişmişim vapura-motora..
defalarca bir kaç dakikayla kaçırmışım vapuru-motoru.
şehirdeki bir dolu yabancıya adayı anlatmışım, hep adadan bahsetmişim..
adaya dair her yeni keşfimde sevinmişim.. (fakat hala adanın çoğu köşesini bilmiyormuşum)
yeni böcek türleri keşfettiğimde pek sevinememiş, çocukluğumda dahi öldürmediğim kadarını son 2 ayda öldürmüşüm..
sayısız martıya selam vermiş, selamlarını almışım..
kargalara "gak" demiş, cevap alamamış, gülmüşüm..
denize dalıp gitmişim, kaç kere saymamışım..
ve yüzlerce kez huzuru hissetmişim, mutluluktan kendi kendime gülümsemişim, şanslı olduğum için şükretmişim.. yüzlerce kez sevmişim adayı, çok sevmişim!

28 Kasım 2012 Çarşamba

61 - Sans

"her insan kendi adasinda yasar"
brecht

devamini soyle getiresim var (ustanin affina siginarak): sansli olanlarsa burgaz adasinda..

27 Kasım 2012 Salı

60 - "Kim o?" "İlham ben."

ilk defa bu saatte yazıyorum bloğa. ilk defa günün ilk saatlerinde. çünkü bugün önemli bir gün. bugüne önemli bir şey yaparak girildi, günün ilk saatleri önemli yaşandı.

malumunuz, bir kitap hayali var adayla bağlantılı. taşındıktan bir kaç hafta sonra başladı arkadaşlarım, ailem sormaya. haftalar ilerledikçe soruları sıklaştı:

_nasıl gidiyor kitap?
_yazıyorsun değil mi?
_yazmaya başladın mı?

_başlamadım daha. işler çok yoğun. zamanım yok. kafam dolu. aklımdaki kurguyla ilgili hazırlık yapmam lazım, fırsat bulamadım, vs vs...

vee sevgili dostlar, adadaki 60. günümde size verecek yeni bir cevabım var nihayet: yazdım! aklımdaki kitapla ilişkisi olmayan bir kısa öykü çıktı. bir kitabın bir parçası olmayacak hiç. hatta hiç okunmayacak belki. günlerce, haftalarca yazmayacağım tekrar muhtemelen. ama yazdım, çok uzun zaman sonra uzun uzun yazabildim. ve aslonan buydu.

son haftalarda beni fiziksel ve ruhsal olarak yorup bir süre durmam gerektiğini fark ettiren tüm işlerime, kendine kafa izni veren kendime, ara ihtiyacımı anlayışla karşılayan arkadaşıma, bu gece burada olması planlanan misafirlerin gelişini çocuğu hastalandığı için erteleten arkadaşıma, masumiyet müzesi'ni okudukça yazma şevkimi uyandıran orhan pamuk'a ve ve ve ilhamı getiren ada'ma ve adam'a teşekkürü bir borç bilirim. hepinizi seviyorum!

26 Kasım 2012 Pazartesi

59 - Mujde

adanin kafasi karisik biraz: "bir tuhaflik var bu kizda. dun oglen geldi. dusunceli, dalgin.. atti cantasini bir koseye, kahvesini yapti hemen. oturdu kahvesi ve sigarasiyla. kalkti sonra, yatagina gitti. uyumakti niyeti anlasilan; bir saga bir sola, uyuyamadi.. pes etti bir sure sonra. oturdu masasina, acti bilgisayarini (acmasa sasardik degil mi?). sonrasi malum.. saatlerce, ama saatlerce bilgisayara kilitlendi. bazen yazdi, bazen okudu, arada kafasini kasidi, arada eli yanaginda bakti dusundu daldi.. kahve ve sigara molalarinin disinda calisti durdu. neredeyse gece olmustu bilgisayari kapattiginda. mutfaga gitti, bir seyler yedi (nihayet!). ortalikta dolanmaya basladi. yorgun gorunuyor, uyuyacak galiba, dedim. yaniltti beni. mutfaga girdi tekrar ve tatli yapmaya basladi. hayir olsun! o da bitince uzandi koltuga, okudu biraz. ama onu da yapamiyor gibiydi.. sonunda uyudu.. sabah oldu; uyanmis, uyanmasini bekliyordum. alarmi calmadi (hayret!), uyandi. bilgisayarini acmadi. (sehre gidecek demek ki) kahvesini demledi. bilgisayarini acmadi. elini yuzunu yikadi. bilgisayarini acmadi. (evet, kesin gidecek) kahvesini koydu, icti. ve sigarasini. bilgisayarini acmadi. odalara girdi cikti. ama dolabin karsisinda dikilip kiyafet secme rituelini gerceklestirmedi. (gitmeyecek galiba. bilgisayarini niye acmiyor oyleyse?) oturdu koltuga, koca kitabini aldi eline, uzandi, okumaya basladi. okudu, okudu. bilgisayarini hala acmamisti. kafam cok karisti. bugun pazartesi degil mi? tamam her pazartesi ise gitmez, ama gitmese de evde calisiyor olur. en azindan sabah o bilgisayar acilir, bir seyler yapilir yapilir.. ne oldu buna soyleyin. hasta mi, kafasina saksi mi dustu, ne oldu?"

karisikligi dindirmem lazim sanirim: "yeter bu kadar dirdir. kalk bakalim ada, alisverise gidiyoruz. aksama misafirlerimiz var, yemek yapacagiz daha."

sordu: "e pazartesi, e is?"
yanitladim: "haa is mi? izin verdim kendime. ben diyeyim kafa izni, sen de ada izni."
afalladi: "woohoo"

"dur ada, ziplama"

24 Kasım 2012 Cumartesi

57 - İste boyle bir sey

biri yeni dogmus bebeginin resmini gosteriyor telefonundan, ben adamin.

22 Kasım 2012 Perşembe

55 - Aglama

ada,
ben simdi gidiyorum. pazara kadar da yokum. haber vermedi diye kizmaya kusmeye kalkma sonra. ben yokken terk edilmis sevgili modlarina da girme lutfen. uzme kendini. evet gidiyorum fakat hala seviyorum seni.
ama bu yagmur da neyin nesi simdi! agliyor musun yoksa?

21 Kasım 2012 Çarşamba

54 - Hayir

"ada bana iyi gelecek" demistim daha tasinmamisken adaya, "iyilikler, yenilikler getirecek hayatima".. yeni baslangiclardi umulan; planlanmamis bitisler degil.. ama hayatin onume koydugu her neyse kabulum..
hem, her seyde bir hayir var, degil mi ada? oyle ya, senli donemde oluyorsa olan, benim icin "iyi" olandir mutlaka.
efendim? neden bahsettigimi anlamiyor musun? bosver sen, haydi yeni kapilarin serefine..

20 Kasım 2012 Salı

53 - Ada sehirde

ada,
sehre gittigimde seni biraktigimi dusunerek kiziyorsun bana.. oysa birakmiyorum, benimle sehirdesin.. herkes seni soruyor, ben hep seni konusuyorum..

19 Kasım 2012 Pazartesi

52 - Elbirliğiyle

adanın, yavaşlama temalı derslerine kattığı işbirlikçileri var: ada sakinleri.. kimsenin acelesi yok..

market siparişiniz aradıktan 1,5 saat sonra geliyor mesela..
_ekmek de istiyorum, ama tazeyse gönderin.
_taze abla.
telefon konuşması ve ekmeğe kavuşma anı arasında geçen zaman öğretiyor tazesini istemenin manasızlığını..

sucu, suyunuzu ben diyeyim 2, siz diyin 3 saat sonra getiriyor..
_şehirden getirdin galiba suyu?
cevap vermek yerine, sevimli sevimli gülüyor.. gülüyorum ben de..

ve öğreniyorum.. yavaş yavaş, yavaşlamayı öğreniyorum..

18 Kasım 2012 Pazar

51 - Hayal hırsızı

ülkedeki insanların yarısının psikolog olmak istediğini düşünürdüm:
_ne okudun?
_psikoloji.
_aa ben de hep psikoloji okumayı istemişimdir. (senelerdir şaşmaz replik)

diğer yarısının ne istediğini de öğrendim nihayet:
_adada yaşıyorum.
_aa ben de çok isterdim. (son haftaların repliği)

hayallerinizi çalmışım muamelesi yapmayınız; hayallerinize sahip çıkınız..

17 Kasım 2012 Cumartesi

50 - Sukur

iste bunu hayal etmistim. biraz yesil biraz mavi.. hem deniz hem gok.. martilar ve ozgurluk hissi.. huzur veren ama ancak kulak verenlerin duyabilecegi ozgun sesler.. sade, gercek bir guzellik.. hepsi, eksiksiz karsimda.. icime, ruhuma yayiliyor; kendimden geciyorum.. hayal gibi.. uykudayim da ruya goruyorum gibi.. uyandirmayin lutfen.

16 Kasım 2012 Cuma

49 - Gün batarken

kalpazankaya'ya çıkalım mı bugün? haydi öyleyse..




restoran mart ayına kadar sadece cumartesi günleri açıkr maalesef.. ama muhteşem günbatımı fazlasıyla doyurucu..

15 Kasım 2012 Perşembe

48 - Sır

ada,
bugun sana bir sey soylemem lazim. ama kimseler duymasin. yaklas biraz, getir kulagini.........

14 Kasım 2012 Çarşamba

47 - Gel son vapur, gel

olabilirdi aslinda.. ucak 15 dakika rotar yapmasaydi.. nihayet istanbul'a inildiginde koltuklarindan kalkarken, esyalarini alirken, merdivenlerden inerken yolcularin hepsi sozlesmiscesine yavas hareket etme rekoru kirmaya kalkismasaydi.. ucak koruk yerine otobuse yanasmasaydi.. 2 otobusun biri doldugu halde dolan, dolmakta olan digerinin de dolmasini ve birlikte hareket etmeyi beklemeseydi.. otobusten inip iceri girince bir ordu halinde saldirilan 2 yuruyen merdivenin biri bozuk olmasaydi.. calisan digerini kullanan vatandas, duruyorsa merdivenin saginda durmasi gerektigi medeniyetine sahip olsaydi da soldan yurumek isteyenleri engellemeseydi.. nihayet alandan cikip iskeleye bir kara tasitiyla ucmaya calisirken yollar bombos olsaydi, isiklar olmasaydi.. olabilirdi.. 22:00 motoru kil payi kacirilmayabilirdi.. adada 47. gun var olabilirdi.. son saatinde de olsa, su dakikalarda adayla kavusulmus olunabilirdi..

_donme artik, gec oldu, hem yarin tekrar gececeksin, bende kal.
_yok, adam beni bekler..

13 Kasım 2012 Salı

46 - Kara

"merhaba, ben karakedi. burgaz'da yasiyorum. burada benim gibilerden cok var. hep birlikte mutlu mesut yasiyoruz. ama anlayamadigim bir sey var. insanlar beni gorunce sacini cekiyor. neden acaba? bak, fotografimi ceken bu kiz da cekti sacini. "karasin diye" demisti bir keresinde arkadasim tekir. ilahi tekir, bu kadar komik bir aciklama olabilir mi? baska bir nedeni olmali mutlaka. neyse, ben biraz daha dusuneyim. size iyi gunler!"

12 Kasım 2012 Pazartesi

45 - Kaç

sürekli ilgi isteyen bir sevgilidir ada. yine küstü bana: "evde olsan kaç yazar benimle ilgilenmedikten sonra? yok yok, sen adalı olamayacaksın. marifet adada kalmak değil; marifet adayı yaşamak. sen ne yapıyorsun peki? gözlerini bilgisayarından ayırmıyorsun. ne var o küçücük ekranda bütün gün bakacak, anlamıyorum! benden daha önemli, benden daha güzel bir şey olmalı ki gözlerini dikmiş bana değil ona bakıyorsun. ah, sihirli aynam olsaydı da sorsaydım.. ayrıca, verdiğin sözleri de tutmuyorsun. hani yürüyüşe çıkacaktık bugün? hani henüz görmediğin güzel köşelerimden birini keşfedecektin?.. susuyorsun tabi. söyleyecek sözün yok. yarın yaparız, diye kandırmaya çalışma sakın. telefonda konuşurken duydum, yarın gidiyormuşsun. hem de başka bir şehre. önceden tek istanbul vardı kıskanacak, şimdi biri daha çıktı. söylesene, kaç şehirle aldatacaksın beni?"

sen de haklısın ada..

11 Kasım 2012 Pazar

44 - Aydinlanma

ailemin "hastalansan ne yapacaksin orada" kaygisini iliklerimde hissettiren gundur 44. gun.. kissadan hisse: saglikli insanlar adada yasamali; ya da adada yasamayi secen insan saglikli yasamali.. (endiseye gerek yok: ani bir tansiyon dususu sadece. dersini verdi ve gitti.)

10 Kasım 2012 Cumartesi

9 Kasım 2012 Cuma

42 - Tercih

sehirden ada diyaloglari:
_ada cok at boku kokmuyor mu?
_sehirdeki boktan insanlara yeglerim!
(kokmuyor ayrica!)

8 Kasım 2012 Perşembe

41 - Ada rüzgarı

41. günde eve kapatır, evin içinde yankılanan sesini size duyuramadığım rüzgar..


yine de 41 kere maşallahtır adaya, güzelliğine, dinginliğine, huzuruna.. maşallah adada yaşamaya..

7 Kasım 2012 Çarşamba

40 - İyi kötü masum

sevgili ada,

bugün şehirde kötü birini tanıdım. daha doğrusu tanıyordum da, içindeki kötü'yü tanımamışım. karşılaşınca şaşırdım, üzüldüm, ürktüm. o an kalkıp koşa koşa sana gelmek istedim. dünyanın dışında bir yermişsin, sende sadece iyi varmış gibi.. sana varır varmaz her şeyi unutturup, yeniden iyi hissettireceğini bildiğim için.. yapamadım.. sustum.. kaldım.. ağır geldi kötüyle aynı havayı solumaya devam etmek.. nefes al ve sabret, dedim hep yaptığın gibi.................... bitti sonunda.. gün devam etti, akşam oldu.. sana ve huzuruna kavuşmaya az kaldığı tesellisiyle iskeleye vardım.. yağmur yağıyordu, iskelenin yanındaki çay bahçesine sığındım.. birden aklıma geldi; dün bir resim vermiştim çerçeveletmek için; bu akşam alabileceğimi söylemişti çerçeveci.. aah, evet, bu akşam ihtiyacım vardı kesinlikle o resmi görmeye.. masumiyeti hatırlamaya.. saate baktım, vapurun kalkmasına biraz daha vardı, hızlı davranırsam gidip resmime kavuşabilirdim.. ve fakat yağmur.. boşver, dedim, başka zaman alırsın.. yok, dedim, bu akşam almalısın.. kalktım.. gittim çerçeveciye. kötü haber:
_yetiştiremedim.
_yapma.
_kusura bakma.
_bakıyorum. zor bir gün geçirdim, ve o çocukları görmeliydim şu an..

çocuklar.. geçmişin çocukları.. 1920'lerde yaşayan.. yalınayak çocuklar, yıpranmış çocuklar, ellerinde kova taşıyan çocuklar, gözleri konuşan çocuklar.. yabancı bir fotoğrafçının objektifinden.. geçen sene bir sergide görmüştüm fotoğrafı.. o anda bayılmış, posterini almıştım.. öylece bekliyordu çerçeveletilmeyi; senin için bekliyormuş meğer.. bu akşam kavuşsaydınız, kavuşsaydık iyi olacaktı; olamadı.. neyse ki, o gün çarpıldığım anda fotoğrafını çekip facebook'ta paylaşmıştım. aklıma geldi az önce, açtım baktım.. gel, sen de bak ada.. masumiyete bak..



masumiyete bak.. ve söyle bana ada.. insan kötü doğabilir mi? çocukken kötü olunur mu? yoksa sonradan mı olunur? ne oldurur peki? lütfen anlat bana ada. çünkü ben an-la-ya-mı-yo-rum!

bir de, bir de ada, bugün 40. günümüzmüş. bir şeyi 40 kez söylersen olurmuş.. haydi bir sen bir ben: "bütün kötüler iyileşsin" "bütün kötüler iyileşsin" "bütün kötüler iyileşsin"..............................

(neyse ki iyiler de var hala.. çerçeveci mesela.. "dur" dedi "böyle üzgün gönderemem seni. bir hediye seç kendin için." küçük bir şey beğendik birlikte, hediye etti. evet hatalıydı, sözünü yerine getirememişti. yine de telafi/teselli etmek zorunda değildi. fakat vicdanlıydı işte. resme bayılmamıştım, hala kendiminkini tercih ederdim, ama gülerek ayrıldım yanından. içim biraz ferahlamış olarak. evet, iyiler vardı hala.)

6 Kasım 2012 Salı

39 - Bi ativersen

buyrunuz size adada yasamanin zorluklarindan biri: ulasima lodos bariyeri. bu sabah bazi seferler iptal; iptal olmayanlarsa rotarli kalkiyor. 10:35'de kalkmasi gereken motor henuz gorunurde yok mesela (saat 10:51). ama bakiniz; amcam minik teknesiyle aslanlar gibi gidiyor. "beni de bostanci'ya ativer be amca, olmaz mi?"

sonradan gelen ekleme: gelecegi soylenen motor gelmemeye karar verdi. rotarli kalkan 11 vapuruna binildi. kadikoy'e dogru bir sagaaa bir solaaa yol alinmaya baslandi. hadi hayirlisi! (saat 11:20)

4 Kasım 2012 Pazar

37 - İyi pazarlar

ada ve ben bu pazar yine cok mutluyuz cunku bir suru misafirimiz gelecek. kahvaltiya eski ogrencilerim, aksama arkadaslarim. daha da guzeli hava cook guzel bugun. demek oluyor ki dostlari bahcede agirlayip mis gibi ada havasi almalarini saglayabilecegiz. bu yuzden, adayla erkenden uyandik, once bahcemizi hazirladik.

ve bol ruzgarli bir haftanin sonunda bahcedeki yaprak hasilati:

3 Kasım 2012 Cumartesi

36 - Yavaşla

ada her gün yeni bir şey öğretiyor. bugünkü dersimiz yavaşlamak üzerineydi.

sabah yürürken, her zamanki gibi takip ediliyormuşçasına yürümeme izin vermedi. durdurdu: "hiç bir şeye veya yere yetişmen gerekmiyor şu an. yavaş yavaş yürü. attığın adımı, aldığın nefesi hissederek.. çevrendekilere bakarak.. yürümenin, yürüdüğün yolun tadını çıkararak.".. denedim.. arada unutup hızlandıkça hatırlattı; yavaşladım. ve biliyor musunuz, çok güzeldi..

ama dersimiz bitmemişti. bir kaç işi aynı anda yapmaya bayılırım, bilenler bilir. ada bayılmazmış meğer.. fırın, elektrik süpürgesi ve çamaşır makinesini aynı anda çalıştıran bana, bu sefer sigortayı attırarak "dur" dedi.. açıkçası bu dersi sevemedim! adaya has bir şey mi, eve mi, bilmiyorum.. bir bilen?

2 Kasım 2012 Cuma

35 - 3 insan

cok severim 3 maymun konseptini. yillardir gonulluluk egitimlerinde kullanirim. olan bitene gozumuzu, kulagimizi, gonlumuzu kapatmamanin gerekliligini animsatmak icin.. dun kadikoy'de buldugum bu hallerini daha da cok sevdim, aldim, adaya getirdim. adada baska bir anlam kazandi benim icin.. sadece kotuye degil, iyiye, guzele de duyularimizi, algilarimizi kapattigimizi hatirlatti.. oylesine rutin, robotlasmis hayatlar yasiyoruz cunku.. her gun pek cok "guzel" goruyoruz aslinda, ve fakat bakmiyoruz bile "dunya isleri" pesinde kostururken.. kaciriyoruz ustunden gectigimiz denizin aldigi farkli renkleri; kuslarin sesini, ayagimizin altındaki yapragin hisirtisini duymuyoruz; agacin cicegin kokusunu almiyor burnumuz; karsimizdaki minik cocugun guzelim gulusunu, gulerken gozlerinin icindeki coskuyu fark etmiyoruz.. ve daha nicesini.. kendimizle, isimiz gucumuz, derdimiz tasamizla bunca mesgul olup gunun sonunda en cok ihmal ettigimizin yine kendimiz olmasi ironik degil de, ne.. geciyor gunler.. ruhumuzu guzelliklerle beslemeden.. yillar geciyor.. kuruyor icimiz, biz kuruyoruz gun be gun.. gormuyoruz, duymuyoruz, bilmiyoruz.. ne yapiyoruz peki? yasiyoruz.. sozumona!

(yasadigimiz sehrin yanibasinda cok guzel adalar varmis, biliyor muydun? yoksa gormus muydun? nee, hic duymadin mi!)

1 Kasım 2012 Perşembe

34 - Ah Bahri Abi ah

ada, kaprisli bir sevgilidir: "küsüm ben sana. bir sabah kalktın koşa koşa şehre gittin, hadi onu anladım. işlerini toplantılarını halledip gelecek nasıl olsa, dedim, bekledim. akşam oldu; yanaşan her motordan, her vapurdan inmeni bekledim. şimdi gelecek, bak şimdi inecek yüzünde gizli bir tebessümle, şimdi kavuşacağız, diye diye.. gelecek, konuşacak benimle.. bütün gün yaptıklarını anlatacak. ya da anlatmayacak, "boşver şehrin dünyasını, sen nasılsın, bugün kimler görmeye geldi seni, yine kimleri büyüledin bakalım" diye bana soracak.. belki de hiç konuşmayacak, susacak, birlikte susacağız, ama ben onun sustuklarını anlayacağım.. bekledim.. gece oldu, vapurlar son seferlerini yaptı, sen gelmedin! kızdım önce. çok öfkelendim. senin hıncını tüm adalılardan çıkaracak oldum lodosumla.. ne yapacağımı, kime sataşacağımı bilemedim. sonra düşündüm, gereksiz abarttığımı fark ettim, sakinledim. şehri kıskanmanın lüzumu yok, dedim kendi kendime, orada da sevdikleri var canım, onlar da görmek, birlikte zaman geçirmek isterler.. affettim. yarın olsun gelir elbet.. uyudum.. uyandım.. bilirim şehirde kalınca sabahtan gelmezsin. sıradan bir günü sensiz geçirdim işte; ara ara "nerede kaldı, ne zaman gelecek" diye düşünerek, ama düşünmediğimi iddia ederek.. sonunda akşam oldu. motorlar geldi, yolcular indi. akşam ilerledi. vapurlar geldi, motorlar kalktı. gece oldu. gelenlerin içinde sen yoktun. yoktun işte! şehri bana tercih ettin, adanı bıraktın sen!. ah, o geceyi nasıl geçirdim, bilemezsin. bir kınalı'ya döndüm, bir heybeli'ye. sırtüstü durdum uyuyamayınca, ayı gördüm, dertleştik biraz.. "sakin ol" dedi ay "yarın olsun, gelir elbet, sabret hele bir.".. "ne hali varsa görsün" dedim "isterse hiç gelmesin, ben istemiyorum artık".. bıyık altından güldü ay; görmezden geldim. yüzüstü döndüm. düşüne düşüne, kura kura uyuyakalmışım.. gün doğdu, gün ilerledi. seni düşündüğümü sanma sakın. hiiç de beklemedim. bir sürü turist geldi, süslendim, püslendim, en güzel hallerimi gösterdim onlara, sevdirdim kendimi.. "adada yaşasak ne güzel olur" cümlesini kurdurdum onlara da her gelene yaptığım gibi.. cilve yapmaktan yorulmuşum; öğleden sonra güzellik uykusuna yattım.. ben uyanırken güneş uyumaya hazırlanıyordu.. "hayırdır ada, yine pek güzelsin, ama suratın ekşimiş. bir aksilik var sanki üstünde, bir şey mi oldu" dedi.. "aman ne olacak" dedim "iyiyim ben, iyiyim. hadi sen uykuna git, yarın görüşürüz.".. gitti. hava karardı. işe gidenler şehirden dönmeye başladı. seni beklemiyordum tabi ki. tamam gelip gelmemen umurumda değildi ama birazcık, çok azcık merak ediyordum.. gece ilerledikçe, sen gelmedikçe, içten içe artan kızgınlığımı bastırmaya çalışarak.. aşk, ümit etmekti ne de olsa.. aşk, gelmeyeceğini bile bile ya gelirse diye beklemekti.. gelmeyecek, dedim, aptal olma, bekleme.. ama o da ne? geç bir akşam vapurundan inene bakın hele! "hayırdır, yolunu mu şaşırdın" diye bağırmak geldi içimden; ama küsüm ya, sustum. bir rüzgar çıkarayım da vapurdan iskeleye atlamaya çalışırken denize düşsün, diye düşündüm, kıyamadım.. ama bir şey yapmadan da duramazdım.. düşündüm.. hah! buldum sonunda. bilirim ben sana yapacağımı. haydi ara da bul bakalım Bahri Abi'ni.. ooh, nasıl da keyiflendim birden. fakat keyfim sadece cezanı vermiş olmaktan. döndün diye sevindiğimi sanmayasın sakın. dedim ya, küsüm ben seninle!"

kaprisli bir sevgilidir ada. peki Bahri Abi kim mi? bir gün anlatırım illa ki..