bu yilbasinda cumbur cemaat adadayiz. ama ada evde oturmamiza izin vermedi, sokaga atti bizi. meger adalilar yeni yila meydanda atesin basinda sarkili turkulu girerlermis. biz de oyle yapiyoruz, cok da mesuduz..
31 Aralık 2013 Salı
30 Aralık 2013 Pazartesi
29 Aralık 2013 Pazar
457. gün - 15. ay
onbeşinci aydönümümüz kutlu olsun sevgili ada..
az önce geçen sene bugün ne yapmışım acaba diye arşive başvurdum: üçüncü ayımızı kutlarken, misafirim varmış.. hatırladım.. "kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı" dizesini yazmışım bir de..
seninle geçen onbeş aydan sonra, bugün ise şunu yazasım var: adanın mutluluğumla bir ilgisi olmalı.
az önce geçen sene bugün ne yapmışım acaba diye arşive başvurdum: üçüncü ayımızı kutlarken, misafirim varmış.. hatırladım.. "kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı" dizesini yazmışım bir de..
seninle geçen onbeş aydan sonra, bugün ise şunu yazasım var: adanın mutluluğumla bir ilgisi olmalı.
28 Aralık 2013 Cumartesi
456 - Zencefil kokulu ada
bu kış adadaki en gözde içecek: zencefil çayı.
rende zencefil, toz karabiber, tarçın çubuğu, karanfil, portakal suyu, balı karıştırıyor; sıcak suda demlenmeye bırakıyorsunuz.
iyileştirdiğine dair söylentileri henüz doğrulamamış olsa da tadı güzel.
rende zencefil, toz karabiber, tarçın çubuğu, karanfil, portakal suyu, balı karıştırıyor; sıcak suda demlenmeye bırakıyorsunuz.
iyileştirdiğine dair söylentileri henüz doğrulamamış olsa da tadı güzel.
27 Aralık 2013 Cuma
26 Aralık 2013 Perşembe
454 - Adaya koşarken
23 Aralık 2013 Pazartesi
22 Aralık 2013 Pazar
450 - Açıl, aç
"bir zamanlar adanin en guzel kapilarindan biriydim. rengim bile farkliydi; ozeldim. herkes hayran hayran bakardi; bayilirdim. sonra.... yaşlandim.. kimse bakmaz oldu yuzume.. uzuldum.. uzuldukce daha da yaşlandim.. ama yaşlanmaktan daha cok ne koydu biliyor musunuz? açılmamak.."
kapılar açılmaya muhtaç, insanlar açılmaya..
21 Aralık 2013 Cumartesi
449 - Öhö
bir cumartesi akşamı adadayım..
ada bu kış daha soğuk..
öhö öhö..
çalışıyorum..
adada soğuk bir cumartesi akşamı çalışırken iki iş arası ada bloğuma yazıyorum..
öhö öhö..
_ıhlamur servisin yok mu ada?
_ıhlamur servisin yok mu ada?
19 Aralık 2013 Perşembe
447 - Sohbet muhabbet
_off bugun hic gecmiyor.
_miskin miskin oturursak gecmez tabi.
_bir sey yapsak, ne yapsak?
_buldum! karsi koskun kopegini kizdiralim.
_tasmasini kiracak bir gun, o zaman gorecegim ben sizi.
18 Aralık 2013 Çarşamba
446 - Umuda
güven..
güvenmek..
kime, nasıl?..
yine karıştı ortalık..
iyisi mi şu muhteşem filmi izleyin siz: the lives of others
"en son umut ölür"
güvenmek..
kime, nasıl?..
yine karıştı ortalık..
iyisi mi şu muhteşem filmi izleyin siz: the lives of others
"en son umut ölür"
17 Aralık 2013 Salı
16 Aralık 2013 Pazartesi
444 - Olabilirsin
adaya dönüyorum..
yagmurun ardinda adalar, deniz, marti..
dusuncelerimin ardinda nazim'in dizeleri: "insan, denizin olmadigi yerde, umut adına martı olmalı."
ben hep marti olmak istiyorum, deniz var ya da yok..
12 Aralık 2013 Perşembe
11 Aralık 2013 Çarşamba
439 - Vesileleri severiz
ada,
hayat, gün geçmiyor ki hayatta her şeyin bir sebebi olduğunu göstermesin. yine ne mi oldu? anlatayım.. bir önceki haftasonu şehirdeydim biliyorsun. bizim meşhur kızlar ekibini de biliyorsun. işte onlarla cumartesi akşamı genco erkal'ı izlemeye gitmiştik. oyun sonrası biri "hazır sen de buradasın, yarın kahvaltı yapalım" dedi. oysa benim planım pazar sabahı erkenden sana dönmekti; kahvaltıya kalırsam varmam öğleden sonrayı bulacaktı.. mırın, kırın.. ikna edildim. böylece pazar sabahı yeniden buluştuk, keyifli bir kahvaltı ettik. sonra yine biri "haydi d&r'a gidelim, nazım hikmet kitabı almak istiyorum" dedi (önceki akşamın etkisi hala sürmekteydi).. bir diğeri de film bakacaktı, derken gittik.. benim için cazibesi yüksek yerler zaten kitapçılar, biliyorsun.. üç kitap seçtim, aldım.. gunler gecti.. sonunda birinin okunma zamanı geldi ve az önce bitti, yoğun bir "doğru zaman doğru kitap" hissiyle.. yani o akşam ille de kahvaltı diye diretmeselerdi ya da ille de ada ada diye diretseydim, büyük ihtimalle bu kitabı şimdi okumamış olacaktım.. oysa şimdi ihtiyacım vardı..
dur, daha bitmedi.. kitap üniversitede kendisinden ders aldığım hocalardan birine aitti. aynı hocanın bir başka kitabı ise eğitmenlik yapmaya başladığım ilk yıllarda aldığım ilk kaynak kitaplardan biriydi. bilmiyorum fark ettin mi, ama ben fark ettim ki işimle ilgili önemli kavşaklarda bu hoca karşıma çıkmış hep. yani aslında ona borçluyum. verdiği dersi, mesleğe hazırlığımdaki payını, hepsini bırak; yalnız keyifle ve farkındalıkla okuduğum son kitabı bile yeterli değil mi kendisine teşekkür edilmesine? sen kitap okumadığın _okuyamadığın için maalesef_ bilmezsin ama biz bazen bir kitabı okuduktan sonra yazarına şükran duyarız. ve fakat sıklıkla ihmal ederiz bu duyguyu sahibiyle paylaşmayı.. bu sefer fırsatı kaçırmak istemedim ve teşekkür mesajımı attım az önce. bu da ayrıca iyi hissettirdi.. yani o kahvaltı olmasaydı, ben eski ve değerli bir hocama teşekkür edememiş olacaktım şimdi..
hala bitmedi! kahvaltı fikri oyun sonrası doğmuştu, hatırlatırım.. kahvaltı sonrası kitapçıya gitme fikri de oyun kaynaklı, nazım'ı okuma dürtüsü.. peki bu oyuna gitme kararı nerede alındı dersin? sende! yaaa.. bir aydan da daha önce st (adaya en sık gelen arkadaş olduğu için favorilerinden olduğunu tahmin ediyorum) buradayken birden açılmıştı konu. "ne zamandır tiyatroya gitmiyoruz." "evet, hemen alalım bilet, yoksa kaynayacak yine." demiştik. sonra o oyun gelmişti aklıma, uygun tarihli gösterimi bulmuş ve diğer kızları da hesaba katarak almıştık hemen biletleri. yani o oyuna gidilmesinin, o gün sana geç gelme pahasına o kahvaltıya gidilmesinin, o kitabın alınmasının, o kitabın okunmasının, o teşekkür mesajının atılmasının yine seninle ilişkisi var. teşekkürler ada!
hamiş: kitabın adını vereceğim elbet.. a.kadir özer, var olmak cesaret ister - alan dışından da olsanız kendinizi dışında hissetmeyeceğiniz, psikoterapi öyküleriyle zenginleştirilmiş bir kitap.
10 Aralık 2013 Salı
438 - Adada kar görme hakkımı istiyorum
bugün adalı hayatımın dört yüz otuz sekizinci günü..
dışarıda korkunç bir fırtına var, içeride uğultusu..
bugün dünya insan hakları günü..
panjurları kapattım, hem soğuktan hem rüzgardan dolayı..
insanlar insan hakları gününü kutluyorlar bugün..
kar yağıyormuş istanbul'a, arada panjuru açıp bakıyorum dışarıya, kar yağıyor mu diye..
insanlar haklarını istiyor..
kar yağmıyor buraya..
ama sadece kendileri için istiyorlar o hakları..
lütfen kar yağsın adaya..
sadece ben ve benim gibiler için yaşasın insan hakları! ötekinin canı cehenneme..
insan haklarını konuşmaya içeriden bir yerden kendi önyargılarımızdan başlamamız gerekmez mi sizce de? evetse günün film önerisi sizin için geliyor: 12 angry men..
ve filmden minicik bir kesit:
9 Aralık 2013 Pazartesi
437 - Yolcu
8 Aralık 2013 Pazar
436. gün - Yoğun
mevlana'yı hatırlıyorsunuz evdeki.. konya'dan getirmiştim aylar önce.. dün arkadaşlarım şems'i getirdiler yanına.. duvara asılmayı bekliyor.. yeri belli.. bir arada durmayacaklar.. biraz uzak olacaklar birbirlerinden ama birbirlerine doğru.. (zaten bazı ruhlar için fiziksel yakınlık gerekli değildir; ruhları yanyanadır onların..)
dün şems geldi eve..
mevlana önce gelmişti..
bugün bir misafir geldi adaya, ne benim ne adanın daha önce tanışmadığımız..
hep büyüleyici gelmiştir bana mevlana-şems arasındaki muhabbet.. hem aralarındaki muhabbet, hem de günlerce aralıksız muhabbet edebilme hali..
bugün bir misafir geldi adaya.. derinlikli biri..
arkadaşlarım dünden gelmişti.. derinlerini bildiğim..
muhabbet ettik biz.. içten..
içsel muhabbetleri hatırlatan konulardan..
muhabbetle..
şükür!
gitti misafirler.. biri öğleden sonra, üçü akşam..
biz kaldık yine başbaşa.. ada, mevlana, ben.. şimdi bir de şems..
tavsiye üzerine bir film izledik misafirlerimizi uğurladıktan sonra.. (mevlana ve şems muhtemeldir ki, izliyor görünüp izlemiyorlardı ruhsal muhabbetlerde erirken.)
başında "amaan geyik bir kişisel gelişim filmi" dedim, "karate kid'in jimnastik kid versiyonu yahu bu".. (ki karate kid'in hayatımdaki anlamı büyüktür: biz çocukken benden bir buçuk yaş büyük olan abimin izleyip izleyip öğrendiği hareketleri üstümde denemeye kalktığı filmdir kendisi.)
izlemeye devam ettim.. muhteşem bir film değil.. muhteşem olan hikmet.. kısacık bir süre yetti bu filmi neden şimdi, bugün izliyor olduğumu anlamaya..
şükür!
ve ben şu an bunları yazıyorsam, ve siz şu an bunu okuyorsanız belki sizin de ihtiyacınız var izlemeye.. belki sadece filmdeki tek bir cümle için.. belki o zaman bu zaman.. belki, sizin de izlemeye ihtiyacınız olduğu için bugün bu filmi izledim ben ve bugünün blog yazısında adı geçti: peaceful warrior.
7 Aralık 2013 Cumartesi
6 Aralık 2013 Cuma
434 - İyi uykular Madiba
"Hicbir insan baska bir insana derisinin rengi, gecmisi, ya da dini yuzunden nefret duyarak dogmaz. Insanlar nefreti ogreniyor olmali, ve eger nefret etmeyi ogrenebiliyorlarsa, onlara sevmek de ogretilebilir, cunku sevmek insan kalbine daha dogal gelen bir histir."
insan..
ozgurluk.. baris.. cesaret.. sevgi..
ilham..
simdi sen dinlen, biz devam edelim.
5 Aralık 2013 Perşembe
433 - Vapur kacsin, dert degil, gonulluluk firsatlarini kacirmayasin.
eski vapura/motora yetisme/yetisememe gunlerimize geri donduk - hayirli, ugurlu olsun..
saat 14:40 - fatih'tesin ve isin bitti. adaya donecegin en yakin iskele kabatas'ta ancak vapur ikide kalkti, bir sonraki ise dort bucukta. bari kadikoy'e gec, orada bir isin vardi, onu hallet, vapura dort ellide kadikoy'den bin.
saat 15:10 - eminonu'nden kadikoy vapuruna biniyorsun.
saat 15:40 - kadikoy'desin. once yemek ye yoksa bayilacaksin.
saat 16:30 - yemek isi ve diger isin bitti. vapura yirmi dakika var, zamani degerlendir, markete git.
saat 16:50 - iskeledesin ama kapinin disinda. ada vapuru gozunun onunde kalkti. on saniyeyle kacirdin, tebrikler! bir sonraki vapur kacta? sekizde. çüş ve yeniden tebrikler.
saat 16:52 - bostanci'ya dogru yola cikiyorsun. hedef altidaki motor.
saat 17:30 - bostanci'dasin. artik rahat bir nefes alabilirsin cunku motoru kacirmayacaksin. hem yarim saat var, otur da bir kahve ic.
saat 17:35 - sen bir sandalyede, cantan posetlerin bir sandalyede kahve iciyorsun. eyvah posetler! agir yuk, kisin faytonlarin dukkani erken kapatmasi ve yurumek!! "alo, hamdi abi, alti motoruyla donuyorum, bekler misin beni?" "ben atlari cektim kizim ama birine haber veririm simdi, o bekler." haydi yine iyisin.
saat 18:00 - motordasin ve adaya dogru yol almaya basliyorsun. bir de uyumayi becerebilsen.
saat 18:49 - fayton duragindasin ve ne insan ne at ne fayton var. agir tasiman yasak, mumkun degil onca yolu yuruyemezsin. haydi agla. ya da aglama, yuklerini sokaga birak, kedi kopek yer, sevaba girersin, fena mı? dur dur, sacmalama, bakkalin ciragini ara. "alo ergun, fayton duragindayim ben fakat fayton yok, cantalarimi tasiyamayacagim, sen bisikletle goturur musun?" "geldim abla."
saat 18:53 - elin sirtin bos eve dogru yavas yavas yuruyorsun. yukunun hepsini ergun'a emanet ettin, cantan dahil. "bakkalda biraz isim var, sen git, ben sonra getiririm" dedi.
saat 19:14 - eve varmak uzeresin, anahtarini hazirla. peki anahtarin nerede? cantanda tabi. cantan nerede? ergun'da. tebrikler! ne cok tebrik aldin bugun, bunun icin de tebrikler!
saat 19:16 - evdesin ama kapinin disinda. "bugun kapilarin disinda kalma gunum mu ulu tanrim, aci bana." "boyle ufak isler icin beni rahatsiz etme demedim mi sana? neyse bu seferlik aciyorum." tanri sana acidi, ergun'un isi cabuk bitti, bisikletle sana yetisti!
saat 19:19 - evindesin _icinde. ne halin varsa gor!
saat 23:18 - bloga yazmayi ve okuyucularinin, daha dogrusu okuyucularinin arasindan gonullu olanlarin dunya gonulluler gununu kutlamayi unutma. olmayanlarinsa bir gun gonullu olmalari, kendilerine bu iyiligi yapmalari icin dua et.
4 Aralık 2013 Çarşamba
432 - Bir yalniz ada
adaya kışın geldigini sokaklarinin boslugundan anlarsiniz.. insansizligindan.. yazin bu meydani civil civil yapan adaseverler kis gelince terk ederler adayi.. ama uzulmez o.. hem yaz boyunca yorulmustur da.. simdi biraz yalniz kalip kafa dinleme, dinlenme, yenilenme zamanidir..
ve bana sorarsaniz ada yalnizken cok daha guzeldir! bizimken..
hamis: fotografin sabahin köründe cekildigi sanilmasin. 11'e dogruydu..
3 Aralık 2013 Salı
431 - Acıyacaksan zihinleri engellerle dolu olanlara acı
dört sene önce girdiler hayatıma. ailemde ya da çevremde hiç olmadıklarından tam olarak tanımıyordum onları önceden. okulda, sokakta, işte çok karşılaşmadığım için sayıları az sanıyordum. dünyama girdiklerinde, dünyalarına girdiğimde öğrendim sayılarının az olmadığını; sadece çoğu evde olduğu için görünmediklerini.. çünkü yaşamın dışarıda onlar için çok kolay olmadığını. çünkü onlar için uygun koşulların dışarıda var olmadığını.. dört sene önce bir gönüllülük projesiyle girdiler hayatıma engelliler.
üç sene çalıştım onlarla.. en çok görme engellilerle, biraz da fiziksel engellilerle buluştum kişisel gelişim atölyelerinde.. paylaştım, dinledim, öğrendim.. hem de öyle çok öğrendim ki..
projeye dahil olduğum ilk dönem.. başka sebeplerle hayatımın en kara dönemlerinden biri.. bir grup görme engelliye eğitim veriyorum haftada bir gün.. o günlerden birinde, bir şey oldu.. bir aydınlanma.. eğitimden çıktığımda kendime itiraf ettim: "ben onlara yaşama sevinci vermiyorum, onlar bana veriyor".. hiç abartmadan, büyütmeden, tüm içtenliğimle söyleyebilirim ki inancın anlamını yeniden keşfettik onlarla, birlikte..
bugün olduğum bende payı olanları sıralamaya kalksam, ilk sıralarda gelir üç sene boyunca hayatıma giren her engelli. ve tanık olduğum ya da dinlediğim hikayelerini burada anlatmaya kalksam, okuyan herkes kendi vicdanıyla savaşa tutuşur.. korkmayın, bunu burada yapmayacağım şimdi. ama en azından şunu söylemeyi sorumluluk bilirim: bugün engellilerin çoğunu sosyal hayat yerine evine hapsedenler, onları görmezden gelen biziz. her birimizin bunda payı var.. bunu artık sadece onları tanıyan biri olarak değil, son beş aydır onlardan biri olmuş geçici bir engelli olarak söylüyorum.. koltuk değneğiyle yaşarken hem fiziki koşulların yetersizliği hem de insanların bilinçsizliği ve duyarsızlığıyla mücadele eden biri olarak.. ve düşünüyorum da, bu süreci nispeten güçlü atlatabildiysem, örneğin değnekle yalnız yaşamaya, eğitim yapmaya, tek başıma seyahat etmeye başladıysam bunu yine engellilere borçluyum.. onlardan ilk öğrendiğim ilkeye: fiziki engelin önemi yok; asıl engel zihinlerimizde..
bugün dünya engelliler günü.. kutlamak için değil.. onlara bir iyilik yapmak için de değil.. ellerinden aldığımız haklarını geri vermek için!
2 Aralık 2013 Pazartesi
430 - Herkese anlatmalıyız
isteyen algıda seçicilik desin, isteyen evrenin oyunu..
bu akşam izlediğim filmden bir kesit..
katatonik bir hasta, seneler seneler sonra uyanışından sonra bir gece telaşla doktorunu arar ve konuşmak istediği önemli bir şey olduğunu söyler. doktor hastaneye koşar, hastamız mesajını verir:
1 Aralık 2013 Pazar
429 - Sev sevebildiğin kadar
genco erkal'ı izledim dün akşam.. ilk izleyişim değildi ve fakat en etkileyicisiydi.. çünkü bu kez nazım'ın şiirlerini okuyordu. genco-nazım, nazım-genco.. müthiş ikili! onları sahnede bıraktığım andan beri düşünüyorum.. coşkuyu.. insanın coşku hallerini.. nazım hikmet.. hapiste, sürgünde, memleketinden çok uzakta.. her durumda yitirmeden umudunu, coşkuyla bağlı oluşu hayata, insana, insanlarına, değerlerine.. genco erkal.. yetmiş beş yaşında, elli dört yıldır sahnede.. ve hala coşkulu.. o kadar ki, coşkusu taşıyor taşıyor seyirciye bulaşıyor.. coşkudan ağlar mı insan? ağlıyor, nazım'a ses verdikçe genco erkal.. biri horlandı yaşarken.. engel olabilecekler vardı, olmadılar.. biri yaşıyor hala.. ne zamana kadar, bilinmez.. yaşıyorken hala, verelim hak ettiği değeri.. gidin, görün, coşun.. (http://www.dostlartiyatrosu.com/program.html)
siz bilmezsiniz, ada bilir; bağıra çağıra şiir okurum ben bazı akşamlar.. bu akşam da okuyasım var bol bol.. ama sadece nazım'dan.. nasıl ki, sait faik'le yeniden tanıştığım o ilk gün, "bundan sonra sait faik de olacak bu blogda" demiştim, ve elimden geldiğince oldurmuştum.. şimdi sıra nazım'ındır.. bu da hepimizin görevidir..
29 Kasım 2013 Cuma
427. gun - 14. aydönümü
bazi gunler doner dolanir, camin onune gelir denize bakar, seslenirim: "sehre gitmemi engellemeye mi calisiyorsun yoksa? aman, yapma." cevap vermez.. yapip yapmayacagini kestiremem.. sehir hatlarinin internet sitesine bakarim; sefer iptali gorunmese de iskeleye inene kadar emin olamayacagimi bilirim.. bugun de boyle bir gun iste.. ruzgar denize misafirlige gelmis, korkutucu bir ikiliye donusmusler yine.. "onume cikmayin, gidecegim."
hamis: ondorduncu ayimiz kutlu olsun ada! ayin yarisi disarida gecmis olsa da guzeldi. onbesinci ayin ne kadari birlikte gececek; allah kerim..
28 Kasım 2013 Perşembe
426 - Her sefer ozlemek, her sefer sevinmek
adayi sevmek, egitim ve seyahat yorgunluguna ragmen sabah erkenden uyanip kosa kosa adaya dönmektir..
kadikoy..
vapur..
ada..
ev..
24 Kasım 2013 Pazar
422 - Ogrenmek guzeldir
_bana bir sey ogret.
_ne ogrenmek istiyorsun?
_herhangi bir sey.
_ne mesela?
_bugune kadar ogrendiklerinin en degerlisi mesela?
_ogrenecek cok sey var!
_ne ogrenmek istiyorsun?
_herhangi bir sey.
_ne mesela?
_bugune kadar ogrendiklerinin en degerlisi mesela?
_ogrenecek cok sey var!
"hic aklindan cikarma genc adam; ogretmenler kapiyi acar, iceriye kendin girersin."
sadece ogretmenlerin degil; acinin, deneyimin, ailenin, dostlarin, filmlerin, kitaplarin, siirlerin, sokaktaki dilencinin, vapurda sohbet ettigimiz ninenin, hayalini coskuyla anlatan cocugun, tabiatin, acan ve solan cicegin, kendinden buyuk ekmek parcasini tasiyan karincanin....... tum ogretenlerin gunu olsun.. sukranlar olsun.
hamis: bana cok sey ogreten adanin da ogretenler gunu kutlu olsun!
konuya yabanci hamis: bu ogleden sonra sahilde otmekte olan martiya "ne var lan" diyen adama "ne var lan" diyemedim, icime oturdu..
23 Kasım 2013 Cumartesi
22 Kasım 2013 Cuma
420 - Sait Faik mektubu
bir okuyucuya yazılan bir mektup.. bin derinlik..
ne denebilir ki üstüne..
ha şunu diyebilirim: yaşayaydın da, sana mektup yazaydım da, sen okuyaydın da, bana cevap yazaydın..
21 Kasım 2013 Perşembe
419 - Merhaba
on gün sonra ortaya cikinca kizmadi ada bana. cunku bir surprizle dönmüstum ona. size de! bakin bakalim fotografta bir sey dikkatinizi cekecek mi..
bildiniz; degneksizim. simdilik sadece ic mekanlarda. disarida bir sure daha devam. buna da sukur!
11 Kasım 2013 Pazartesi
409 - Nam-i diger Bahri Abi
ve huzurlarinizda meshur Hamdi Abi.
iskelenin önüne kadar soktu faytonu.
_buraya girebiliyor muydu fayton?
_istersem istanbul'a bile girer.
iskelenin önüne kadar soktu faytonu.
_buraya girebiliyor muydu fayton?
_istersem istanbul'a bile girer.
10 Kasım 2013 Pazar
408 - Uc harfliler
_bb?
_efendim ada?
_bana bir kitap yaz. adi da sey olsun....
_ney olsun?
_üç harfli kelime: ada
_epey yaratici, bravo!
9 Kasım 2013 Cumartesi
407 - İzinsizler
_ilmek ilmek ördüm hayatimi. her sey kontrolum altinda. hic bir sey, hic kimse planlarimi bozamaz. buna izin vermem. ben ben..
_sozunu kesiyorum ama ağında delik mi var senin?
_ne? nerede? olamaz, ağımı delmisler!
_aa, iznini istemediler mi yoksa?
7 Kasım 2013 Perşembe
405 - Esti mi ruzgar bir kere..
_ölüyoruz farkinda misin?

_nasil da hizli oldu her sey.
_daha dun gibi yemyesil gunlerimiz.
_sararmaya baslayinca anlamistim.
_ve kurudukca.
_adim adim sona yaklasiyorduk.
_direnmek ne mumkun.
_sonunda ölüm üfledi nefesini uzerimize.
_gordugum en sert ruzgardi.
_inan, sımsıkı tutundum dala.
_ama ferman kesilmisti bir kere.
_düstüm.
_ölüyorum.

------------------------------------------------------------------------------------------
ben adadan ayrilmak uzereyken, bir kadin hic ayrilmamacasina yerlesiyordu adaya.. ogle namazini takiben.. mezarligin gordugu guzel manzarayi gormuyordu bir diger kadin. aci aci haykiriyordu: anneeeeee, anneeciimm
gidenin ardindan, bir daha paylasamayacaklarimiz icin mi uzuluruz, yeterince paylasmadiklarimiz icin mi?
ve kendimiz ölürken yasayamayacaklarimiz mi koyar; yasayamadiklarimiz mi..
haydi yasamaya.. ama once sevdikler aransin, sesleri duyulsun.. zaten yaninizdaysa ne ala; opun koklayin, cekinmeyin.
6 Kasım 2013 Çarşamba
404 - Bilinmeyen
_yapamayacağım galiba. korkuyorum.
_neyden korkuyorsun?
_karşılaşacaklarımdan.
_karşılaşacağın sensin. senin gerçeklerin. gizlerin.
_kendimden bile gizlediklerim.
_yorucu olmalı.
_ya sevmezsem gördüklerimi?
_sevmek zorunda değilsin. ama kabul etmelisin.
_ya kabul edemeyeceğim kadar farklıysa? ya başka bir ben varsa orada?
_ya aslında başka bir hayat yaşıyorsan? olmadığın birinin hayatını..
_korkuyorum.
_kendine tutun.
5 Kasım 2013 Salı
403 - Güzel bir gün yaşamak için..
evde çalışıyordum ki, bahçeden sesler gelmeye başladı. hayırdır inşallah diyerek kapıyı açtım baktım ki yaşlıca bir teyze..
_kozalak topluyordum kızım. evde biri olduğunu bilemedim, kusura bakma.
_önemli değil. soba için mi?
_tutuşturmak için.
_istediğin kadar topla.
_yalnız mı kalıyorsun burada?
_evet.
_korkmuyor musun?
_korkmalı mıyım?
_korkmadığın belli. nerelisin bakayım sen? (neden merak ederler?)
_aslen rizeliyim. ama ankara'da doğdum büyüdüm.
_olsun.. (??) kendine bak. (kendine iyi bak değil!)
_tamam..
ve gitti.. bahçeye çıkınca havayı fark etmiş oldum tabi.. ada seslendi: "güzel havalar baki değil, heba etme!"
dinledim sözünü.. çıktım dışarı..
adanın içinden yürüdüm..
sonbaharın sevdiğim kırmızılarıyla..
rabia teyze'yi gördüm, yine aylar sonra.. daha önce bahsetmiştim kendisinden, hatırlarsınız.. o gün de dua etmişti, bugün de etti.. "vücudunun zekatını vermek lazım, vermemişsin sen. gel okuyayım biraz.".. okudu, üfledi.. fotoğrafını çekeyim mi, dedim, çalışırken çek, dedi. çektim; onu ve bobi'yi..
e ben de canlıydım.. canlı aralara ihtiyacı olan..

ayağımın dibinde bir diğer canlı, keyfimin eşlikçisi..

dönüşte sahilden yürüdüm.. tek başına bir adam oturuyordu bir bankta.. gözleri uzaklarda.. düşünceliydi.. düşünceme takıldı.. pardon, şehirden mi geldiniz? efendim? haa, demek gelmediniz, kaçtınız.. o kadar çok mu bunaldınız? anlatın lütfen, ne bunalttı sizi? üstünüze üstünüze mi geliyor her şey? anlamıyorlar mı size? yoksa siz mi anlatamıyorsunuz kendinizi? gerek yok mu diyorsunuz? yoruldunuz mu artık? peki ne düşlüyorsunuz öyle orada oturmuş? sevdiğiniz kadını demek.. hmm.. yanınızı ona ayırmışsınız siz, anladım.. burada olsaydı şimdi, değil mi? otursaydı yanınıza.. size bakmasa da olurdu.. birlikte uzaklara baksaydınız.. hiç konuşmasaydınız.. ama orada olsaydı işte, burada, konuşmasa bile.. hem belki elinizi tutardı arada.. ısınırdınız.. neyse yalnızlığınızı böldüm ben, affedin.. hoşçakalın, banktaki yalnız adam..
4 Kasım 2013 Pazartesi
402 - Günlük kıvamında
günlük formatında blog yazısı yazmayı özledim galiba.. haydi öyleyse:
alarmı duyduğumu hatırlıyorum, yeniden uyuduğumu değil.. geç kaldım haliyle.. hazırlanma rekorumu kırma denemesi yaptım. fayton durağı cevap vermedi, hamdi abi'yi aramak için erkendi, mecburen yürümeye koyuldum.. süleyman abi'yi gördüm (hatırlarsınız, sokakları süpüren hani..).. süleyman abi beni gördü aylar sonra.. "ne oldu sana" dedi, hızlı bir özet geçtim.. inanmayacak olsanız da yazacağım: gözlerinin dolduğunu gördüm.. ah insan olmak ah!.. yürüdüm, boğazımda bir yumru.. güzellik yetişti imdadıma!.. sahile iniş yolunda çıktı karşıma: güneş denize inmişti adeta..
teşekkürler allahım!.. içime soludum.. indim.. salman abi'yle selamlaştık.. iskeleye vardım.. dokuz yirmibeş bostancı motoruna bindim. tanıdıkla karşılaştım, sohbet muhabbet bir baktım şehre gelmişiz.. salt ada olmamalı adanın insanlarını sevmemin nedeni.. yeniden karşılaşmak üzere ayrıldık.. bir otelde bir toplantıya girdim.. yeni dönem eğitim planlamaları.. toplantıdan çıktım.. kadıköy'e gittim.. vapur yeni kalkmıştı.. kahvaltı ettim.. onüç kırkbeş vapuruna bindim, ada vapuru olmayan bir vapura binmenin o garip hissiyle.. beşiktaş'ta indim.. harbiye'ye gittim.. toplantıya girdim.. eski arkadaşlardan oluşan yeni bir ekip, yeni kurduğumuz ruh sağlığı derneğimiz ve yepyeni projemiz.. heyecan duymak ne güzel! çok güzel, heyecanlandıracak yenilerin girmesi hayatımıza! yeniden yeni bir teşekkür o zaman.. konuştuk, güldük, planladık, umutlandık.. toplantıdan çıktım.. kabataş'a gittim.. vapura neredeyse bir saat vardı.. ve adada yaşamak saatleri beklemeyi öğrenmekti.. akşam yemeğimi yedim.. onsekiz kırk vapuruna bindim.. yukarı çıktım.. bir iki mail cevapladım, bir arkadaşla telefonda konuştum, biraz okudum, biraz da kime kızdığını çözemediğim ama sürekli birine bağıran, küfreden kadının ne yaptığını anlamaya çalıştım - anlamadım.. her şeyi anlaması gerekmediğini anlamalı insan.. adaya geldim.. hamdi abi aldı beni.. sohbet ettik yolda, birbirimize sesimizi duyurmak için bağıra çağıra.. altıda kalkmış sabah, atlarına bakmış, adayı turlamış iki kez, çok yürürmüş o, severmiş yürümeyi. paça işkembe yemeliymişim, mehmet abi yemiş yemiş, topuğu iki ayda iyileşmiş. hava da pek güzelmiş canım bugün, hem hava güzel olunca her şey güzelmiş.. hayır, insan güzel olunca güzel her şey.. eve geldim.. bilgisayarı açtım.. biraz çalıştım.. eski bir maildeki bir bilgiyi ararken aramadığım bir mail okudum.. tuhaf hissettim.. bazı hisler beyinde hatırlanmaz; hissedilir.. daha fazla çalışamayacağımı anladım.. bloğa girdim.. ve yazmaya başladım.. ve bitiriyorum..
3 Kasım 2013 Pazar
401 - Yasama(ma)k
"hicbir zaman yasamadiklari icin yeterince yasamamislardi." - camus
yasanmayan kac yasam?
2 Kasım 2013 Cumartesi
400. gün - Dört yüz gün mü?!
bir kac gundur adada olmadigim ve bloga yazmadigim icin fark etmemisim dort yuzuncu gune geldigimizi. aksam dönüp de yazmali bugun diyerek bloga girince fark ettim.
yazacak baska seyler vardi aklimda. dort yuzu gorunce manasiz geldi hepsi.
ada yine mesaj veriyor adeta: "tatsiz tuzsuz seyleri yazma-dusunme simdi. bak adaya geldin, ardinda birak kotu olan ne varsa, adaya geldin, farkina var, adaya geldin, iyi hisset. bak adadasin, haydi huzurlan."
duydum!
30 Ekim 2013 Çarşamba
29 Ekim 2013 Salı
28 Ekim 2013 Pazartesi
395 - İmece
dört kişi oturmuşuz adada, bugunun ada yazisini olusturuyoruz:
bb: ada deyince akliniza ilk gelen?
st: huzur
aa: ozgurluk
mta: benlik
aa: midye
mta: yosun
st: tezek
mta: kopek
st: manzara
aa: ruzgar
mta: marti
mta: cennetyolu
st: vapur
mta: sinem (dondurmaci)
aa: iş
............
24 Ekim 2013 Perşembe
391 - Ve rehavet devri biter
ada,
sende olmak, seninle zaman geçirmek, dinginliğine sığınmak, huzurunu solumak, stresten ve bir şeylere yetişme telaşından uzak sevdiğim şeyleri yapmak çok güzel.. ama bilmem farkında mısın, tam dört aydır çalışmıyorum ben. öğrencilikten itibaren kendi ayakları üstünde durmuş bir yetişkin için hayli uzun ve zorlayıcı bir süre.. fakat yapabileceğim bir şey yoktu.. yaz başında, son danışmanlık işimi içime sinmediği için bırakmıştım. sadece eğitimlere odaklanmıştım ve öyle devam etmek istiyordum. gel gör ki..............
bacağım değil, hayatım kırıldı benim, dedim ilk aylar sık sık.. doğruydu.. yalnız yaşayamıyordum çünkü zorunluluk hariç ayağa kalkmam yasaktı.. evimde kalamıyordum çünkü sende yaşıyordum (acil bir durumda doktora yetişemeyeceğim bir adada yani).. işimi yapamıyordum çünkü eğitmenlik tüm gün ayakta durmayı gerektiriyordu ve mevcut durumda mümkün değildi bu..
işe dönmek için değnekten kurtulmayı bekliyordum.. ama hayır, yeter artık. tam olarak iyileşmemiş olsam da yeter. artık üretmem, yeniden işe yaramam lazım.. ayrıca, huzurumuzu muhafaza etmek ve birlikte kalmaya devam edebilmek için de ihtiyacımız var benim çalışmama.. anlayacağın, bitti ada.. şehre gidiyorum birazdan.. toplantılar, eğitimler.. git gel yapamam, kusura bakma.. bir kaç gün yokum, bekleme.. (ve lütfen dua et benim için.)
bacağım değil, hayatım kırıldı benim, dedim ilk aylar sık sık.. doğruydu.. yalnız yaşayamıyordum çünkü zorunluluk hariç ayağa kalkmam yasaktı.. evimde kalamıyordum çünkü sende yaşıyordum (acil bir durumda doktora yetişemeyeceğim bir adada yani).. işimi yapamıyordum çünkü eğitmenlik tüm gün ayakta durmayı gerektiriyordu ve mevcut durumda mümkün değildi bu..
işe dönmek için değnekten kurtulmayı bekliyordum.. ama hayır, yeter artık. tam olarak iyileşmemiş olsam da yeter. artık üretmem, yeniden işe yaramam lazım.. ayrıca, huzurumuzu muhafaza etmek ve birlikte kalmaya devam edebilmek için de ihtiyacımız var benim çalışmama.. anlayacağın, bitti ada.. şehre gidiyorum birazdan.. toplantılar, eğitimler.. git gel yapamam, kusura bakma.. bir kaç gün yokum, bekleme.. (ve lütfen dua et benim için.)
bb
hamiş: aklıma takıldı yazarken: neden yetişkin deniyor? nereye yetişiyoruz? hem, yetişmedim ki daha ben.
23 Ekim 2013 Çarşamba
390. gün - Bir gün daha geçti.. hayat geçti..
bahaneler bahaneler, ertelemeler ertelemeler..
bakalım izleyeceğiniz video tanıdık gelecek mi..
bana müsaade. işlerimi yapmadan önce yapacak işlerim var..
hamiş: diğer videolarını da izlemeniz tavsiye edilir.
22 Ekim 2013 Salı
389 - Gitmeyen misafir
sevgili ada,
bizi terk etmek istemeyen biri var. koltuk degnegi seni ve beni sevdi galiba; doktor "birakamazsin daha" dedi.. ne yapalim, tanri misafiri.. bir sure daha bizimle kalmasina izin verelim bari.
gorusmek uzere,
bb
not: bir kac saate oradayim. iyi hissettirecek bir seyler bul bana emi..
bizi terk etmek istemeyen biri var. koltuk degnegi seni ve beni sevdi galiba; doktor "birakamazsin daha" dedi.. ne yapalim, tanri misafiri.. bir sure daha bizimle kalmasina izin verelim bari.
gorusmek uzere,
bb
not: bir kac saate oradayim. iyi hissettirecek bir seyler bul bana emi..
21 Ekim 2013 Pazartesi
388 - Sıkıysa yavaslama
hizli olmakla ovunurdum.. bir seye yetisecek olmasam bile hizla calismak, hizla yemek, hizla yurumek.. hele yurumek.. arkadaslarim kizardi birlikte yururken, "kosmasan".. ben soylenirdim onlara, "ne olur biraz daha hizli yurusen"..
daha once bir kac kez yazmis olmaliyim adanin bana yavaslamayi ogrettigini.. ogrenememistim tam olarak. yargilamamaya calissam bile ozellikle agir, yavas insanlara tahammul edemiyordum.. peki simdi ne oluyor? yanimdakiler bana tahammul ediyor.. onlar benim hizima daha dogrusu yavasligima uyum sagliyor.. ben kendime tahammul edebiliyor muyum? muamma.. az once iskeleye yururken ne kadar surdugunu anlamak icin zaman tutmus olmam edemedigimi gosteriyor sanki.. ne kadar mi? eskiden 16-17 dakikada yurudugum yolu bugun tam 27 dakikada yurumusum.. hem de kendimi zorlamama ragmen..
ada: "magrur olma padisahim, senden buyuk allah var!"
bb: eyvallah!
20 Ekim 2013 Pazar
387 - Zaman makinesi
yeni bulduğum bir eğlence: bir yılı doldurduğumuz için blog geçmişe yolculuk işlevi görüyor artık. geçen sene bugün ne yapıyordum acaba? cevabı bloğun bir sene önceki yazısında.
örneğin bugün adadaki yirmi ikinci günümmüş ve misafirlerim varmış. aa evet hatırlıyorum, arkadaşlarım vardı, hatta kalabalık grup olarak ilk kez gelmişlerdi ve çok güzel bir akşamdı..
örneğin bugün adadaki yirmi ikinci günümmüş ve misafirlerim varmış. aa evet hatırlıyorum, arkadaşlarım vardı, hatta kalabalık grup olarak ilk kez gelmişlerdi ve çok güzel bir akşamdı..
hamiş: bütün sene aynı cümleyi farklı insanlara defalarca söylettiğin ve bana defalarca duyurduğun için teşekkürler ada!
19 Ekim 2013 Cumartesi
386 - Dolunayla kahve iciyoruz
ilklere devam ediyoruz: bu aksam ilk defa evden iskeleye tek basima yurudum. tek degnege dustukten beri yalniz gidiyorum sehre, ama hep faytonla iniyordum iskeleye. bu aksam da sehirden gelecek arkadasimla sahilde yemek yemeye karar verdigimiz icin inecektim. fayton cagirmayi dusunuyordum ki, yapma bb, dedim, cantan yok valizin yok, yuruyebilirsin, zorla kendini, mutlu et! ve yurudum. adaya dondugumden beri 3 kez yurumustum, onlarda da yanimda biri/leri vardi hep. ve hep sahilden yurumustuk. oysa benim normalde en cok kullandigim yol adanin icinden gecen yoldu. yokuslar biraz gozumu korkutsa da oradan yurumeye karar verdim. nasil da ozlemisim meger.. agaclarin arasindan, mis kokularin icinden yurumek.. mmm.. keyifle indim iskeleye.. sansima dolunay yeni yeni yuzunu gosteriyordu, yol boyunca eslik etti bana. arkadasimin gelmesine biraz daha vardi, o gelene kadar yine adada en sevdigim seylerden birini yapayim, dedim. anlayacaginiz nadir'de oturmus kahvemi iciyorum su an. ve hayat guzel!
_dolunay, bi kahve de sana soyleyeyim ister misin?
18 Ekim 2013 Cuma
385 - Hem hüzünlü hem de şen
bir şarkı var sizinle paylaşmak istediğim.. lakin, neden bilmiyorum, bloğa yükleyemiyorum videosunu. iyisi mi siz linkten izleyin-dinleyin: http://www.youtube.com/watch?v=_v3BYRsqdP0
nasıl? çok güzel değil mi?
nasıl? çok güzel değil mi?
17 Ekim 2013 Perşembe
384 - Kendinle bulusturan ada
adanin armaganlarindan biri dogayla ic ice yasamaniza olanak saglamasidir.. dogayla ic ice yasamaksa pek cok sey sagliyor insana.. yasamin guzelliklerini fark etmek, minnet hissetmek, huzur dolmak.. sanirim en onemlisi; dogada dogal olanla birlikteyken (robotlasmis ve sunilesmis) insanin da dogal haline donmeye baslamasi.. o meshur huzur hissi de bu yuzden iste; ne kadar yakinsak kendimize, o kadar iyi hissediyoruz..
16 Ekim 2013 Çarşamba
383 - Özgürlüğüme dokunma
"Adani hem sevdim hem nefret ettim, seni icine alinca sevgisiyle kusatirken baskalarinin ulasmasina engel oluyor" diye yazdı yeni bir arkadaşım, ada bloğunu okuduktan sonra. (insanın sürekli yeni arkadaşlar edinebilmesi harika değil de ne?!)
işte yine, hayat bir mesajı tekrarlıyordu; daha iyi duymam için.. kırık hadisesiyle ilgili aldığım derslerden biri de buydu.. adayı çok fazla büyütmemek (daha doğrusu hiç bir şeyi).. adaya taşındıktan beri ada hayatımın en büyük tutkularından biri haline geldi, malumunuz.. hep adada olmak istedim, her boş vaktimi günümü adada geçirmek.. işin dışında şehre gitmekten hiç haz etmiyordum.. arkadaşlarımla buluşmalarımı, aile ziyaretlerimi hep şehirde işim olduğu günlere denk getiriyordum ki adada geçecek günleri heba etmeyeyim. sadece buluşma için adayı bıraktığım günler sayılıdır, onlar da ya doğum günü, düğün dernek gibi özel bir gündür, ya da ısrarlara veya triplere dayanamamışımdır.. "sen gel", "siz gelin", "burası daha güzel".. çevremdekiler çok duydu bu cümleleri geçen sene boyunca.. sağolsunlar, geldiler de.. ama yaptığım doğru değildi.. adayı insanlarımın üstünde tutmamalıydım.. ne kadar çok sevsem de.. dersimi aldım (ya da aldığımı umuyorum)..
_hayır adacım, ben nefret etmiyorum senden tabi ki.. sadece biraz daha özgürlük istiyorum. bundan böyle ilişkimizde, birbirimize özgürlük alanı bırakmaya özen gösterelim, olur mu? teşekkürler..
15 Ekim 2013 Salı
382 - İyi yaşamalar
adanın mezarlığı, adanın en güzel manzaralarından birine sahip. geçen gün iki kadın geçiyordu önünden ve konuşuyorlardı:
_buraya mezarlık yapılmaz ki, başka yere taşımalılar.
_baksana, tam karşısında da ev var. güzelim eve yazık olmuş.
ben aksini düşünüyorum. güzelim eve yazık olmamış; bilakis güzelim evde yaşayanlar çok şanslı.. sürekli hatırlıyorlar hayatın gelip geçiciliğini, kısalığını.. kederin, kaygıların, korkuların arkasına saklanmanın yersizliğini.. insan ayrımı yapmanın saçmalığını.. (hayır, beni o leş kokulu amelenin yanına gömmeyin. yanımda gömülenlere dikkat edin, aman bir türbanlıyla komşu olmayayım.) maddeye sıkı sıkıya sarılmanın komikliğini.. (aah, mezara eşyaları, evleri, arabaları sokabilseler ne hoş olacaktı, değil mi?)
son bir şey: hayallerinizi ertelediğiniz o "bir gün" var ya; işte o gün hiç gelmeyebilir.
iyi bayramlar efendim, iyi yaşamalar..
hamiş: boş yer var mıdır acaba? şöyle en sevdiğim manzaraya karşı..
14 Ekim 2013 Pazartesi
381 - Savaşma seviş
cumartesi günü gelen çifti hatırlarsınız, iki önceki yazıda fotoğrafları olan.. ada panosuna bırakacakları notlarını yazarken görmüştünüz onları; şimdiyse yazdıkları notu görüyorsunuz..


gariptir hayat. o gün gelmiş olmaları ve o gün bunu yazmış olmaları tesadüf değildir.. tam da ben son günlerde hissettiklerimin ve okumakta olduğum iki kitabın etkisiyle sevgi üzerinde düşünürken (ama onlar bunu bilmezken)..
vaktiyle birine "senden nefret ediyorum" demiştim.. bir süre gerçekten inanmıştım nefret ettiğime (kabul edelim, etkili bir savunma mekanizmasıydı).. kısa bir süre tabi.. sonra, nefret etmeyi başaramadığım için kızdım kendime. nefret edemiyor, ama nefret edememekten yakınıyordum.. çok zaman geçti üstünden.. ve şimdi nefret ettiğimi kabul ediyorum; ama ondan değil.. nefret ettiğim o değildi, nefret ettiğim "yeterince sevilmeme" hissiydi.. "özel hissettirilmeme"yle yüzleşmekti nefreti uyandıran.. kızgındım, ona kızgın olduğumu sanıyordum, oysa kendime kızgındım. sevgiye kendini bırakamayan, bu sevginin içinde kendi olamayan kendime kızıyordum en çok.. kendimle savaşıyordum ve fakat farkında olmadan silahı karşımdakine doğrultuyordum.. sevmekle savaşma hali.. nedenlerine girmeyeceğim izninizle.. yoksa blog, bir psikoloğun kendini çözümlemeleri sayfasına dönüşecek yakında ki hiç birimizin bunu istemediğine eminim.. öyleyse niye yazıyorum bunları. birinci sebep: çılgın çiftimizin adaya bıraktıkları notla hayatın (ya da moda tabirle evrenin) verdiği mesaj.. ikinci sebep: adada ve blogda sevgiden bahsetmeyi istemek.. hem bana, hem size sevmenin güzelliğini, içimizi ısıtan enerjisini, yaşamımıza aktardığı coşkuyu, iyileştiriciliğini, bütünleştiriciliğini, barışçıllığını anımsatmak.. ve dışarıda ararken aslında içimizde bolca olduğunu.. kendimiz tarafından sevilme ihtiyacının, başkaları tarafundan sevilme ihtiyacından önce geldiğini.. insanları değiştirmeye çalışmadan, kusurlarına (bize göre) rağmen değil, kusurlarıyla birlikte sevmenin yüceliğini.. kusursuz sevgi, kusursuz ilişki olmadığı gerçeğini.. ve sevmenin çok çok kolay olduğunu.. bir düşünsenize, ne kadar çok seviyoruz aslında, ne kadar çok şeyi.. siz neleri seviyorsunuz mesela?.. ben mi? ben...
annemi seviyorum.. kardeşlerimi, babamı, yeğenlerimi, kuzenlerimi seviyorum. arkadaşlarımı seviyorum. suyu seviyorum. denizi seyretmeyi seviyorum. adayı seviyorum. adada yaşamayı seviyorum. kuşları seviyorum. kahveyi seviyorum. çikolatayı seviyorum. peyniri seviyorum. yardım etmeyi seviyorum. birinin birine yardım ettiğini görmeyi seviyorum. dans etmeyi seviyorum. çocukları seviyorum. bebekleri kucağıma almayı seviyorum. okumayı seviyorum. istanbul'u seviyorum. istanbul'un bazı semtlerini seviyorum. dokunmayı seviyorum. ayı seviyorum. bulutu seviyorum. göğe bakmayı seviyorum. güzel manzaraların karşısında saatlerce oturmayı seviyorum. siyahı seviyorum. karı seviyorum. moru seviyorum. konuşmayı seviyorum. ağaçları yaprakları seviyorum. çimlere basmayı seviyorum. kurumuş yaprağın ayağımın altında çıkardığı sesi seviyorum. sessizliği seviyorum. yalnızlığı seviyorum. kalabalığı seviyorum. dinlemeyi seviyorum. şiiri seviyorum. boş sokakta şarkı mırıldanarak yürümeyi seviyorum. sıcağı seviyorum. güzeli seviyorum. düz ayakkabı giymeyi seviyorum. parkları seviyorum. elbiseleri seviyorum. hırkaları seviyorum. yavaş yağan yağmuru seviyorum. fark ederek nefes almayı seviyorum. yan masada oturanları dinlemeyi seviyorum. insanları izlemeyi seviyorum. film izlerken kahvaltı etmeyi seviyorum. film izlemeyi seviyorum. sevdiğim yönetmenin bütün filmlerini izleme, sevdiğim yazarın bütün kitaplarını okuma arzumu seviyorum. bütün günü kendime ayırmayı seviyorum. kendimi mutlu etmeyi seviyorum. başkalarını mutlu etmeyi seviyorum. heyecanlarımı seviyorum. ilkokul öğretmenimi seviyorum. sigara içmeyi seviyorum. yasakları çiğnemeyi seviyorum. fotoğraf çekmeyi seviyorum. gölgeleri seviyorum. yeniyi seviyorum. öğrenmeyi seviyorum. yeni yerler görmeyi seviyorum. magnetleri seviyorum. anıları, koleksiyonları seviyorum. yeni insanlar tanımayı seviyorum. tanımadığım insanlarla konuşmayı seviyorum. samimi, gerçek ve basit insanları seviyorum. zeki ve komik insanları seviyorum. eğitmenliği seviyorum. gençlerle çalışmayı seviyorum. yaratmayı seviyorum. coşkuyu seviyorum. hiç bir şey yapmamayı seviyorum. yemek yapmayı seviyorum. misafir ağırlamayı seviyorum. mantıyı seviyorum. kuru fasulye pilavı seviyorum. küçük çay bahçelerini seviyorum. çift kaşarlı tostları seviyorum. büyük porsiyonlu güzel yemekler yemeyi seviyorum. yazmayı seviyorum. defterleri seviyorum. kalemleri seviyorum. dolapların içini karıştırmayı, dolapların içini düzenlemeyi seviyorum. umursamadan giyinmeyi seviyorum. baykuşu seviyorum. mumları seviyorum. ateşi izlemeyi seviyorum. mevlana'yı seviyorum. kafka'yı seviyorum. şarkı tutma oyununu seviyorum. sudokuyu seviyorum. hafiften üşüyerek dışarıda oturmayı seviyorum. ev sıcaklığını seviyorum. temiz nevresimleri ilk kez kullanmayı seviyorum. ince yastıkları seviyorum. gündüz uykusunu seviyorum. tiyatroyu seviyorum. hayatımda çeşit çeşit insan olmasını seviyorum. hayal kurmayı seviyorum. umudu seviyorum. temizliğin kokusunu seviyorum. ortalığın temiz olmasını seviyorum. ortalık karışıkken umursamamayı seviyorum. taze ekmeği seviyorum. bahçe sulamayı seviyorum. yasemini seviyorum. felsefeyi seviyorum. dünyayı kurtarma sohbetlerini seviyorum. yeni olmayan bir fikir bulup, hah işte bu, demeyi seviyorum. kendimle ilgili yeni şeyler keşfetmeyi seviyorum. kendimle dalga geçebilmeyi seviyorum. gülmeyi seviyorum. neşelendirmeyi seviyorum. çalışkanlığımı seviyorum. içimdeki tembeli seviyorum. sorularımı seviyorum. sorunlarımı seviyorum. gelmiş geçmiş tüm hatalarıyla, zayıflıklarıyla, gariplikleriyle, başarılarıyla, iyiliğiyle kendimi seviyorum. kendimi sevebiliyor olmayı seviyorum. ilgiyi seviyorum. tanrıyı seviyorum. hayatı seviyorum. sevgiyi seviyorum. seviyorum ulen!
ada: madem öyle, bu sene bu evde çok sevgi istiyorum, çok.
bb: başüstüne komutanım!
sait faik: beni unuttunuz bakıyorum.
bb: seni unutmak mümkün mü usta? hem de adadayken!
sait faik: güzel.. bir diyeceğim var öyleyse: "sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey."
mevlana: hey, ben de buradayım.
bb: ne ala! söylemek istediğiniz bir şey mi vardı hocam?
mevlana: evet. "sevmekte güneş gibi ol!"
ada: korkarım birazdan kafka da katılacak sohbete.
bb: sanmam, o mektup yazıyordur şimdi.
13 Ekim 2013 Pazar
12 Ekim 2013 Cumartesi
379 - Dur bakalım
bir grup arkadaşım uğradı bugün. ikisi yeni evli çılgın bir çift. çılgınlar çünkü tanıştılar, hoop evlenelim dediler, hoop uzaklara gittiler, bir bakmışız evlenmişler.
biz de adaya mı taşınsak, dedi erkek olan. olabilir aslında, dedi kadın.. olur olur, dedim ben..
ada: taşınırlar mı dersin?
bb: çılgınlar, yaparlar, diyor, merakla bekliyorum..
biz de adaya mı taşınsak, dedi erkek olan. olabilir aslında, dedi kadın.. olur olur, dedim ben..
ada: taşınırlar mı dersin?
bb: çılgınlar, yaparlar, diyor, merakla bekliyorum..
11 Ekim 2013 Cuma
378 - Ada cicileri
bak ada, neler buldum! nasıl olduklarını merak ediyorsun, değil mi? üzgünüm, önce okunacak başka kitaplar var. merak güzeldir, beklemek de..
hamişler:
1. adada yaşarken eve sipariş olayı bakkal çakkalla sınırlı kalıyor maalesef. ama idefix'in kapsama alanındaymışız meğer. keşfettik, mutlu olduk.
2. ben şehirdeyken geldi kurye. bahçede masanın üstüne bırak, dedim. nasıl olur, biri almasın, dedi. yok, dedim, almaz.. işte böyle bir yer ada..
2. ben şehirdeyken geldi kurye. bahçede masanın üstüne bırak, dedim. nasıl olur, biri almasın, dedi. yok, dedim, almaz.. işte böyle bir yer ada..
9 Ekim 2013 Çarşamba
376 - Sadik adalilar
yaz biter, yazlikcilar gider..
gezmeye doyulur, turistler gider..
adali arkadaslarla oturma suresi dolar, misafirler gider..
sehirde isleri olur, isleri cikar, adalilar gider..
bir tek onlar gitmez.. adayi bekler onlar.. gideni ugurlar, geleni karsilarlar.. iskelede sere serpe yatislari da bir sey anlatiyordur: adada yan gelip yatmak varken sehre gitmek neden?
8 Ekim 2013 Salı
375 - Adam değil, adamız
_adan nasıl?
_döndün mü adana?
_adanı özlemişsindir.
_adanı bırak da gel artık..
diyorlar.. düzeltiyorum..
_"adam" değil. öyle demiyoruz artık.
_niye?
_çünkü dersimi aldım. çünkü hiç bir şey benim değil, hiç bir şey insana ait değil. olması da gerekmiyor ayrıca..
başınıza bir felaket gelince, sorguluyorsunuz ister istemez. neden oldu bu? neden benim başıma geldi?.. her şeyde bir hayır vardır, diyor çevrenizdekiler.. nasıl bir hayrı olabileceğini bilemiyor, bulamıyorsunuz.. ama her şeyin bir sebebi olduğunu çok iyi biliyorsunuz.. soruyorsunuz; bunun sebebi nedir.. ya da almanız gereken ders.. düşünüyorsunuz.. ve pek çok sebep ve ders buluyorsunuz..
ben de bu kırıktan sonra kendi payıma almam gereken dersleri düşündüm.. düşündüm.. malum, bolca vaktim vardı.. bu derslerin biri şuydu..
hatırlar mısınız aylar önce yazmıştım sahiplenmekle ilgili. şimdi baktım, aslında kazadan çok da önce değilmiş; mayıs sonlarında yazmışım. (hatırlamak isteyenler için: http://burgazadada.blogspot.com/2013/05/240-sahiplenmek.html)
yazmışım ama sindirememişim meğer.. adaya "adam" demeye devam ediyordum çünkü.. yaz planları yapılıyordu arkadaşlarla, diretiyordum: "bana dokunmayın. hiç bir yere gitmek istemiyorum. tüm boş zamanları adamda değerlendirmek istiyorum. zaten ilk yazımız bu." adam da adam.. ne oldu peki? boş zamanları bırak, koca yaz neredeyse hiç zaman geçiremedin adanla, değil mi bb hanım?.. öyle.. geçiremedim.. üzgünüm.. ama bildim.. bildim hiç bir şeyi sahiplenmemek gerektiğini.. hem de böylesine acizken aslında insan olarak.. içine saklandığımız beden bile bizim değil aslında.. etten kemikten tek bir bacak parçasını bile kontrol edemiyoruz baksanıza. sahipsen, sahip olduğuna istediğini yaptır hadi: "hey bacak, yürüsene! duymuyor musun, sana diyorum, yürü diyorum".. yaaa.. dinlemiyor, değil mi?.. dinlemez.. hiç bir şey bizim değil çünkü.. boşa bu sahiplenmeler.. boşa bu her şeyi kontrol etme çabaları, planlar, planlamalar..
evet.. hayat, biz planlar yaparken başımızdan geçenlerdi.. bakalım hangi planları bozacak daha.. dileyelim ki bozduklarının yerine koydukları güzel sürprizler olsun..
sonuç: adaya "adam" demiyorum ben artık.. bilenler bilmeyenlere söylesin, "adan" diyen de kalmasın..
hamiş:
1.evdeki panoda da gerekli değişiklik iki harf ilavesiyle yapılmıştır. baktıkça dersimizi hatırlayalım, unutmayalım diye..
2.başka dersler de var, daha bitmedi.. belki yazarım onları da vakti geldiğinde.. hissettiğimde..
7 Ekim 2013 Pazartesi
374 - Tovbe tovbe
izlenecek ne cok film, okunacak ne cok kitap var, farkinda misin ada? hem sendeyken ikisi de cok keyifli.. hmm, calismaya hic donmesek mi, ne yapsak? aman ada, tovbe de..
6 Ekim 2013 Pazar
373 - Ada günü
bazı günler "bugün ada günü" derim, ama bilen bilir her ada günü aynı değildir.. çeşitli "ada günü" türlerim var. işte en sevdiğim türlerden biri: bütün gün yumuşak bir battaniye, sıcak bir kahve(ler), güzel bir kitap..
_dinginliğine yandığım bir ada.
_dinginliğine yandığım bir ada.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













































