31 Aralık 2015 Perşembe

1189 - Karlı ada

kar yağıyorrr..
adada her yer kar..
karlı çam ağaçları..
kara batan ayaklar..
içimde çocukluktan kalan mutluluk..
gel gör ki;
yılbaşı akşamı için şehir planları vardı bb'nin
adanın başka planları var gibi..
ah yaramaz ada!
hadi bakalım, kim kazanacak..

8 Aralık 2015 Salı

1166 - Mazi kalbimde anı

uzun zamandır yapmadığım bir şey yapayım dedim ve blogdan (nam-ı diğer ada güncesi) faydalanarak üç sene önceye gittim.. üç sene önce bugün ada motorunda sigara içmişim.. fotoğrafı görünce çok iyi hatırladım o günü, eğitime gidiyordum, hatta bir sivil alan eğitimiydi, konusu, katılımcılar bile aklımda. dün gibi adeta! nasıl geçiyor yahu zaman? 

http://burgazadada.blogspot.com.tr/2012/12/71-yassah-kardesim.html 

7 Aralık 2015 Pazartesi

6 Aralık 2015 Pazar

1164 - Eder, vallahi eder

bugün vapurda adaya gelirken canım kitap okumak istemediç adayı öyle çok özlemiştim ki daha varmadan onu hissetmek istedim; ekşi sözlüğe bir bakayım dedim, ada hakkında yeni bir şeyler yazılmış mı, diye. önce şu ilgimi çekti: 

"evim, yurdum, kemiğim, türkülerim. ergün pastanesine akşam ışıkları arasında uzaktan bakarken bir kez daha aşık olduğum. sonra oturup bir dilim mülföyü nefes almadan mideye indirirken yan masamda oturan kır saçlı, fötr şapkalı ihtiyarla ekose atkılı o güzelim kadının ferahfeza makamı üzerine yaptıkları uzun uzadıya tartışmaya, pek de bir şey anlamadan da olsa kulak kesilirken, içimi huzurla dolduran güzelim yıldızım. baharın bir akşamüstü kıyıda bisiklet sürerken bisikleti kenara çekip deniz tarafındaki ağaçlarından topladığım eriklerle pantolon ceplerimi doldurduğum sonra da denize karşı bağdaş kurup hepiciğini midem ağrıyana kadar afiyetle yediğim güzeller güzeli sevgilim.
sait faik'in çatı katındaki yazı odasında pencereye karşı oturup kiliseyi izleye izleye sait'e mektup yazarken, hiçbir yere, hiçkimseye karşı hissedemediğim aidiyet duygusunu kendisine karşı bütün zerrelerimde hissettiğim. akşam vakti adakeyf'te rakımı yudumlarken denizin üzerinde oynaşan ışıklarına bakıp, yaşlılığımın da tek sahibi olmasını istediğim güzel kemiğim." 

sonra da şu: 
"işim, gücüm, hayalim.
bugün ben burgazada’daydım. tam bir yıl önce bugün olduğu gibi. ada vapuru yine mülteci gemisi gibiydi. ben yine vapurun burnuna doğru yanaştım. beraber oturduğumuz taraftaki koltuklar doluydu, yine de oradan ayrılmadım. yere doğru eğdim kafamı, bir götlük bir yer çarptı gözüme. oraya yönelirken “sığar mıyım lan acaba?” diye söylendim. “kaşık kadar götün var zaten” dediğini duyar gibi oldum. zaten o günden 10 kg daha zayıf olduğumu düşünürken çoktan oturmuştum. yeşil gömleğimi almam iyi olmuş yanıma, yine esiyordu çünkü. sen de yeşil yağmurluğunlaydın geçen sene. güneş yine aynı yerden gözümü delmeye başlayınca gözlüğümü çıkardım. yine “bi gözlük alamadım kendime ya” muhabbetine girdim senle. neyse ki o limon sıkacağını satan dayı yine oradaydı ve tek taraflı muhabbetime üç limon sıktı. hayretle izledim sıkışını, sana da gösterdim içimden. ilticamızın ilk durağı kınalı’ya gelince az kaldı dedim. sanki oradan burgazada iskelesini şak diye gösterebilecekmiş gibi gözlerimi kısıp uzakları kestim. “çok biliyorsun” demeni bekledim. yanımda ortadoğulu bir adam oturuyordu, aniden çantasından bir kafa çıktı ben uzakları keserken. kedi kafası. neyse ki miyavladı da kafanın devamının da çantada olduğunu anladım. “bu ne?” deyiverdim, sanki hiç yavru kedimiz olmamış gibi, hiç kedimiz yavrulamamış gibi. kolunu aradım sağda solda dürtmek için, “baksana şuna aynı chipotle değil mi?” diyebilmek için. ortadoğulu adamın da üç kedisi varmış üstelik. adada kedi gezdirmek neymiş diye söylendim içimden. içinde bulunduğumuz dört tarafı denizlerle çevrili kara parçası, burgazada iskelesine yanaştı. sırf şehir hatlarına bağlı diye burgazada’dan daha fazla nüfusa sahip bir şeye vapur dedik yine. iskeleye adımımı attım, tam 1 yıl önce bugün film şeridi gibi akmaya başladı gözümün önünden. kare kare, kelime kelime. önce o minik meydandaki ağaç dibine oturdum. içimi telaşlı bir taşikardi kapladı. çok heyecanlandım ya. o filmi tekrar yaşamam lazımdı, hemen şimdi. istediğim kareden başlayabilir miydim acaba? sırayı bozmamak en güzeli. ben yine rakı içmek için erken olduğunu söyleyip keyif kaçırayım ve oyun bozayım. ben o erken diyen ağzımın ta orta yerine sıçaydım da senin yüzün üç karış olmasaydı. yok mu beni silken diye bağırsaydım, o atlar yerine faytonlara vursaydım kendimi... 
itfaiyeye kadar yürüdüm, oradan yukarı rotayı çizeyim diye. beş on metre yürüdüm yürümedim, kafamı sağa çevirmemle o sokağı görmem bir oldu. o gün birlikte fotoğrafımız olan tek sokak. benim selfie çekmemdeki beceriksizliğe boylu boyunca tanık olan sokak. ikimizden başka kimsenin olmadığı, sağda evlerin, solda ağaçların olduğu sokak. güneşi doğu batı doğrultusunda alan, tam da geçen sene biz oradayken olduğu gibi yine eski asfaltı gözlerimi kamaştıran sokak. bir sene sonra beni yine aynı sıcaklıkla ama daha sessiz karşılayan sokak. içeri yöneldim, aynı açıdan ve fakat onar adım aralıkla üç fotoğraf çektim. hangisi orijinaline daha yakın diye baktım, üçünde de sen yoktun, biz yoktuk. yokuşa vurdum kendimi. sırayı bozmayıp sait faik’i ziyarete gitmem gerekiyordu. tahmin et ne oldu? tabii ki evi bulamadım. her zamanki dik kafalılığımla, yarım akıllı telefonuma ve akılsız başıma güvendim. “hadi artık soralım birine” demeni bekledim. kızdığında olduğu gibi bana adımla hitap etmeni istedim. senin sesinden adımı duymayı nasıl özledim. durdum, baktım, ne sen varsın, ne sesin. oracıkta uyuyan köpeğe selam verdim, sonra da bana en kıymetlisini nasıl koruduğunu anlatmasını istedim. üç saniye baktı yüzüme, sulanmış gözlerini kapattı ve uyumaya devam etti. sait faik’in evinin önünde buldum kendimi. nihayet dedim. sanki tesadüfen bulmamışım da bilinçli olarak oraya gelmişim gibi. kapının karşısındaki kaldırımda bir kızcağız oturuyordu. seninki gibi açık yeşil bir şey giymiş üstüne, sanki sana benzeyebilecekmiş gibi. kızı yadırgayıp öyle girdim içeri. müzeye değil de eve lahmacun götüren kurye gibi, kapıdan girer girmez çatı katına çıktım. sait faik’e mektup yazılan odada seni hayal ettim. yine mektup masasından uzak durdum, yazarken rahatsız olma diye. mektubun orada mıydı acaba hala, senin elinin değdiği kâğıt oracıkta mıydı hemen? yan odaya geçtim, iki dilim pencere önüne yerleştirilmiş koltuğa tekrar baktım. üzerinde hala “lütfen oturmayınız” yazıyordu. eğilip pencereden şöyle bir manzarayı kestim, sanki arkamda beni bekliyormuşsun gibi “insan burada tabi yazar olur manzaraya baksana” dedim. sait faik’e karşı daha fazla terbiyesizleşmeden aşağıya indim. evin etrafında üç tur attım, sait faik’in heykeline selam çakıp uzaklaştım. heykelin yanında yine sen vardın, orada kaldın. artık sahile inme ve rakı içme vakti gelmişti. oturdum yerimize. yerimiz dört kişilikti ama ben tektim. ben tektim ama orası bizim yerimizdi hala. sanki hepsini içebilecekmişim gibi 35’lik rakı istedim, bitmezse senin kadehine de koyardım ne var. güneş yavaştan aşağıya inmeye başladı, benim göz kapaklarım da öyle. biraz da kalkıp sahilin diğer tarafında yürümem gerekiyordu. henüz program sona ermemişti. kalpazankaya vardı daha görülmesi gereken. peki ne oldu dersin? tabii ki yine oraya kadar gidemedim. biraz yürüdükten sonra etraftaki her şey yabancı gelmeye başladı, o an anladım seninle oraya kadar yürüyememiştik. hemen seninle döndüğümüz noktadan geri döndüm, annesinden izinsiz evden uzaklaşan çocuk gibi yanlış yaptığımı hissettim. yanlışlar öldürücüdür. çünkü üç yanlış bir doğruyu öldürür ve doğrunun ölümlü olduğunu öğrenince hiçbir şey eskisi gibi olmaz. başladığımız noktadayız işte tekrar. ya da bittiğimiz. iskele, ben ve biz. keşke sen de yanımızda olsaydın. o dev vapura yine el ele binseydik. yine yürümekten ayaklarımıza iğne batıran yorgunluğu hissetseydik. benim yüzüm sadece güneşten kızarsaydı. senin gözlerin bu kadar güzel olmasaydı. sözlerin bu kadar güzel olmasaydı. sen olsaydın. ben olsaydım. biz olsaydık. üç vakte kadar iyi olsaydık. üç sene önce başladı sen hayalim. üç ay önce sen gittin. üç gün önce işten kovuldum. bugün benim doğum günüm. 
bugün ben burgazada’daydım. burgazada işim oldu, gücüm oldu, hayalim oldu. bir sen olamadı." 

içimi cızlattı bu hikaye, üzüldüm biten bir aşka daha..

bu arada adaya varmıştık bile, indim vapurdan, ışıl ışıldı ada, selam verdim, valizim olduğu için faytona bindim. faytoncu abi eğlenceliydi, gelene geçene gülerek laf attı.. gönüllüler evinin önünden geçerken bir baktım çocuklarla bir etkinlik yapılıyor, hoşuma gitti.. sahilde ilerlerken denize karşı banka oturmuş yaşlıca bir teyze gördüm, elinde asası, başında poşusu, yüzünde sert bir doğulu bakışı; ilk defa görüyordum bu teyzeyi, merak ettim.. yine o fikre gittim, benim atalarım karadenizli filan değildi bence, doğuluydu ya da başka bir şeydi.. yola devam ettik.. hamile bir kadın gördüm yürüyüş yapan, anne olmak istedim, olamayacak mıydım, of neyse.. biraz ileride bir anne ve kızını gördük yürüyen, aa ayıp ama üst üste.. evime geldim, valiz boşaltma, çamaşır derken emlakçı geldi eve, malum satılıyor ya ev, unutmuş muydunuz yoksa, önemli değil ben de bu konuyu unutmayı tercih ediyorum sıklıkla.. ev hakkında sorular sordu emlakçı bey, gezdi, fotoğraf çekti, ölçü aldı, "fiyat yüksek değil mi sizce" dedi, "bence iki katı eder" dedim.. gitti.. ben gitmedim, ben burada adadayım en sevdiğim yerde..





19 Kasım 2015 Perşembe

1147 - Tatli kasim

kasimda ask baskaymis, şu baskaymis bu baskaymis.. herkes bir yaris halinde mubarek.. yahu kasimda baska olan ada, gormuyor musunuz?

18 Kasım 2015 Çarşamba

1146 - Nice yaşlara

iyi ki doğdun sait baba! iyi ki varsın, evet hala varsın, hep varsın.. en çok da adada.. haydi gel, çok sevdiğin adanda senin insanlarını konuşalm, iyisi naifi kötüsü mazlumu gerçek insanlarını.. hayır mı? susmak mı istiyorsun? peki, konuşmayız, sadece yürürüz. uzanırız kalpazan'a doğru; yaprağı, çiçeği, martıyı, denizi, toprağı dinleriz.. tamam, sen nasıl istersen..

Mektup
I
Vapurun dümen yerinde çaldığım ıslık
Yağmurlu güvertedeki türküm
Sana yaklaşmaya vesiledir
Yoksa canım, seni unutmak için değil.
Senden sonra ancak anlaşılır
İnsanoğluna öğretilen yalanlar.
Senden sonra anlaşılır ancak
Boşluğu herşeyin.
Seninle beraberdir dolu kadehler
Şaraplar seninle aziz
Cigaralar seninle tüter
Ocaklar seninle yanar
Yemekler seninle yenir.

II
Senden bahis açılmadıkça susma...

sait faik abasıyanık

17 Kasım 2015 Salı

1145 - Azlık hafifliktir

biz insanlar çok tüketiyoruz ada.. ihtiyacımızdan çok fazlasını hem de.. giymediğimiz kıyafetlerle dolu dolaplarımız.. moda diye, "benim de olmalı", "ama herkeste var" diye diye yığıyoruz, biriktiriyoruz.. bizde de oldukça rahatlıyoruz... birilerinin hiç yokken, ya da hiçe yakın varken hatta.. bile bile.. hiç yakıştıramıyorsun bize, değil mi ada?.. tamam tamam şu kokoş ayakkabılarla başlıyorum işe. azaltmaya..

16 Kasım 2015 Pazartesi

15 Kasım 2015 Pazar

1143 - Merhaba, tanisalim mi?

buyrunuz, adamizin yeni hayvanlari.. ikinci karsilasisim benim kendileriyle, oysa bir suredir adada yasamaktalarmis.. hep derdim, adada bir ciftlik olmali, bir kac hayvanli ki adali gercek sut taze yumurta bulabilsin.. simdi is, bu guzellerin ikametgah adresini bulup sut sirasina girmekte..

14 Kasım 2015 Cumartesi

1142 - Baris lutfen

ada, birakmiyorlar ki huzurunu yasayalim doya doya.. hep bir parcamiz buruk.. cunku insanlar kotu ada.. kendilerinin olmayan uc kurusluk topragi sahiplenme yarisinda hepsi.. yine nefret, yine guc, yine olum.. dua et biz insanogluna ada.. 

13 Kasım 2015 Cuma

1141 - Ada anlar

bloğu takip eden bir arkadaşım sordu: "pek keyfin yok gibi son günlerde"
evet, pek keyfim yok.. iki aydır hatta.. özellikle son iki hafta alevlendi.. parçası olmak istemediğim bir konuya zorla dahil ediliyorum ada.. vicdan muhasebesiyle, etik sorgulamalarla geçiyor günler, geceler.. yeni bir tür dertle tanışıyor, yine "neden ben" diyorum, yanıtsız kalıyor her seferinde.. bir kez daha tanıklık ediyorum insan olmanın zorluğuna.. bir kez daha büyüyorum üzüle üzüle.. düşünüyorum düşünüyorum ve hep aynı kapının karşısında buluyorum kendimi: ben benim, inancımla, vicdanımla, değerlerimle.. ve sonucu ne olursa olsun sahip çıkmalıyım onlara.. yoksa günün sonunda kendimle yüzleşemem, kendime hesap veremem.. ve biliyor musun ada, suçlusu olmadığı bir durum için kendini suçlamamalı insan.. sorumlusu olmadığı bir konunun sorumluluğunu almamalı - birileri bu sorumluluğu üstüne yıkmaya çalışsa da.. bırakmalı, adalet ehlinin işi olsun.. işte bunları öğreniyorum son günlerde.. acı çekerek de olsa öğreniyorum.. kimse için sınırlarını çiğnememeyi.. sevginin bazen kederin nedeni olabileceğini.. ve bir kez daha iliklerimde hissediyorum paranın en büyük bela olduğunu.. iğrenç bir pislik olduğunu.. yok yok, öyle çok üzülme ada, idare ediyorum.. hayat işte.. bu derdi de deneyimlemek gerekiyormuş.. ailemin şefkatli kollarına sığınıyorum; işime gücüme yoğunlaşmayı deniyorum.. biliyorsun, zorlayıcı bir işim var bu ara; konfor alanımın dışında çünkü.. evet zorluyor ama bir taraftan da keyif veriyor çünkü yeni bir şeyler öğreniyorum. ve öğrendiğim her yeni beni ve yaşamımı besliyor, öğrenme aşkımı körüklerken.. bakarsın yeni bir öğrencilik sürecine yakıt olur bu şevk.. kim bilir?. haa, bir de güzel haber vereyim sana ada; hani yumurta kapı özelliğim vardır ya benim; son işimde bunu yenmeyi başardım. ah, nasıl da rahat bir şeymiş zamanından önce bitirmek yapman gerekeni.. her deneyim gerçek öğrenme için önemli bir adımdır ya; bakalım öğrenebilecek miyim..
bugünkü yazının adını "ada anlar" koymuştum fakat "öğrenmek güzeldir" demek lazımmış sanki.. evet, güzeldir. hoşbuldum ada. 

1 Kasım 2015 Pazar

1129 - Adada bir ilk daha

adali 3 senenin sonunda ilk kez adada oy kullanmistir. barisa ugurlu gelsin..

30 Ekim 2015 Cuma

29 Ekim 2015 Perşembe

28 Ekim 2015 Çarşamba

1125 - Çocukluğuma dönelim mi?

bir garnizonda geçti çocukluğum. japon elmaları vardı orada, okula giderken gelirken çatlayasıya yerdik.. büyüdüm.. bir adada yaşıyorum. burada da japon elmaları var.

23 Ekim 2015 Cuma

22 Ekim 2015 Perşembe

1119 - Soguk mu, yok canim

sehir evlerinden once sogur ada evleri, daha erken acilir kombiler, yakilir sobalar.. ne yapsin adalilar, kabullenirler; cunku gullerin dikenleri vardir, bilirler..

21 Ekim 2015 Çarşamba

20 Ekim 2015 Salı

1117 - Adada akşam

sessiz ve yalnız sonbahar akşamlarındayız.. şehirden gelip, karanlık sokaklarda aceleyle evine gitmeye çalışan tek tük adalılarla..

16 Ekim 2015 Cuma

1113 - Ada gundemi

adada film cekiliyor bu gunlerde. teknik malzeme kamyonlari, cekim ekipleri var ada sokaklarinda. ozellikle araclarinin uzun sure ortada kalmamasini umuyoruz. 

bu haftasonu adada baris icin sarkilar var. ben katilamayacagim ama birilerinin ilgisini ceker belki.

ve gunes var adada bugun. 

15 Ekim 2015 Perşembe

1112 - Ada günü

biraz iş, biraz ev, biraz kitap, biraz manzara.. eski ada günlerinin hissi geliyor yavaştan..

14 Ekim 2015 Çarşamba

1111. gün - Yazıyla bin yüz on bir

birazcık huzur istiyoruz ada.. barışın dalga dalga gelip, bütün pislikleri silip süpürmesini.. çok mu şey istiyoruz ada? bu kadar zor mu?

1 Ekim 2015 Perşembe

1098 - Kosarken hissedilmez an

hayallerin pesinde kosmayi biraktim ben ada. ve biraktigim zaman ogrendim, asıl kosmayi biraktigimizda hayatin karsimiza hayal kadar guzel anlar cikardigini.. daha spontan yaşamaya calisiyorum, hayatin beni goturdugu yerleri takip etmeye.. simdi nereye mi goturuyor? once islere, sonra uzaklara, gormedigim diyarlara.. hoscakal ada.

30 Eylül 2015 Çarşamba

1097. gun - 3. yil (arti 1)

ada,
ucuncu yilimizi geride biraktik dun. yildonumumuzde gelemedigim, burada olamadigim icin kusura bakma lutfen. bak okudugum kitapta yazdigi gibi bazen hayat;


haydi barisalim ada, dunu unutup bugunun keyfini cikaralim. 

23 Eylül 2015 Çarşamba

1090 - Adadan bayram izni koparmak

bb: bu bayram ankara'ya gidebilir miyim ada?
ada: hayir! soz vermistin, bir yere kimildamayacak, benimle kalacaktin. 
bb: ama annemin sesi cok yorgun geliyor. 
ada: ne, melek annenin mi? git canim, hemen git, oyalanma. 
bb: sisstt, kimse duymasin, surpriz yapacagim. 

22 Eylül 2015 Salı

21 Eylül 2015 Pazartesi

20 Eylül 2015 Pazar

1087 - İntikam

bb: adada geçirmediğim günlerin intikamını yiyecekleri bozarak alıyorsun, değil mi?
ada: bana bok atma! çöpe yolladığın gıdanın sorumlusu, "ya biterse ve erişemezsem" diye her şeyi fazla fazla almaya yönlendiren adalı psikolojisi olabilir mi, onu düşün.

19 Eylül 2015 Cumartesi

1086 - Mutluluklarınız daim olsun




merhaba, ben çirkin martı yavrusu.
ve biz düğün fotoğraflarını adanızda çektirmek isteyen gelinle damat.. 












5 Eylül 2015 Cumartesi

1072 - Dokun

bugun dogaya dokunma gunu; agaca, cicege.. bugun arinma gunu.. dokunun siz de, dokundukca ruhlarina, ruhunuza dokundugunuzu fark edeceksiniz.


4 Eylül 2015 Cuma

1071 - Çocukları ağlatmayın efendiler

ada,
bu dünyada çocuklar ölüyor.. büyüklerin aslında sahip olmadıkları toprak parçalarına sahip olma iddiaları yüzünden çocuklar ölüyor.. üzgünüz.. ama üzgün olmak yetmez, değil mi ada? bir şeyler yapmak gerekir, değil mi? gönüllü olmak, farkındalık yaratmak ve bağış yapmak mesela..

Hamish Suriye Kültür Evi: http://hamisch.org
İnsan Kaynagını Gelistirme Vakfı: http://www.ikgv.org/
Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği: http://www.sgdd.org.tr/
Hayata Destek Dernegi: http://www.hayatadestek.org
Yuva Dernegi: http://yuva.org.tr/
Göçmen Dayanışma Ağı:http://gocmendayanisma.org/
Tarlabaşı Toplum Merkezi: http://www.tarlabasi.org
Uluslararası Af Örgütü: https://www.amnesty.org.tr
Gündem Çocuk Dernegi:http://www.gundemcocuk.org

30 Ağustos 2015 Pazar

1066 - Gunun sozu

adadan gelen gunun sozlerini ozlemis olmalisiniz. buyrunuz oyleyse:

29 Ağustos 2015 Cumartesi

1065. gün - 35. ay

ankara'dan döndüğümde meşhur yaseminimi ölüm döşeğinde buldum.. neredeyse hiç yeşil yaprağı kalmamış, kimsesizlikten solmuş sararmıştı.. hemen alarm durumuna geçtik tabi. ben varken ben, yokken komşum can vermeye başladık. huzurlarınızda son durum: hayata dönüyor! 
neymiş, çıkmamış candan ümit kesilmezmiş.. 
sözün özü: kesmeyin umudunuzu, umut varsa hayat var.
hamiş: otuz beşinci aydönümümüz kutlu mutlu olsun ada!

28 Ağustos 2015 Cuma

1064 - Safın saf mutluluğu

bu yaz leylek göçüne denk gelemedim, durduğum yerde duracağım diye çok hayıflanıyordum.. geçen hafta gruplar halinde adada görüldüklerini de biliyordum, görme umudum iyiden iyiye azalmıştı. misafirim var adada, tembih ettim sıkı sıkı "aman e., göğe bak sürekli, leylekleri yakalamamız lazım" diye.. denize gitti o, ben evdeyim.. tam biraz kestireyim diyordum ki e. aradı: "alo, leylekleri gördün mü?". çığlık çığlığa telefonu nasıl kapattım, çatıya nasıl koştum, bilmiyorum. işte oradaydılar! sonunda gördüm gördüm, leyleği havada gördüm. ooh be, şimdi gelsin seyahatler, gelsin iş gezileri, tatiller.. yaşasın leylekler, yaşasın ada!



27 Ağustos 2015 Perşembe

1063 - Gelecekse değişim, gelmesi gerektiğindendir

ada,
senden uzakken önce şehirde yeni olası işler için toplantılar ve bir eğitim yaptım. sonra başka bir şehirde elliye yakın gençle bir hafta geçirdim; neşem, umudum tazelendi.. ardından dostlarlaydım üç gün; gücüm beslendi..
senden uzakken beklenmedik bir haber aldım ada; sendeki evim, ada evimiz satılıyor. dur dur, hemen panik yapma.. hayat böyle bir şey işte. duyunca ben de şaşırdım senin gibi ama hayır çok etkilenmedim.. hayat işte.. yaşadıklarımız öğretiyor ve öğrendikçe dönüşüyoruz, biliyorsun.. iki sene önce almış olsaydım bu haberi yıkılırdım, evet. ama geçen yıllar içinde daha iyiyim hiç bir şeye, yere fazla bağlanmama konusunda. yaşamın önümüze koyduğu değişimleri kabullenmede.. hem dur bakalım, ne zaman satılacağı belli değil henüz. hem belki yeni ev sahibi de kiracı ister. istemedi mi, sende başka bir ev bakarız. bulamadık mı, e o zaman şehre giderim mecburen, ama seni sevmekten ve sana gelmekten asla vazgeçmem, sen üzülme. ve unutma her şeyde bir hayır vardır.
şimdilik unutalım bu konuyu, olur mu? anı yaşayalım, gün batımının keyfini çıkaralım.

11 Ağustos 2015 Salı

1047 - 13:20 burgaz istanbul izmir vapuru

ve kaldığı yerden devam ediyor hayat.. yine adavapuru, yine valiz, yine bb yollarda..

yok ada yok, ne tatili? tatil olsa senden başkasını tercih eder miyim hiç, hele de yeni kavuşmuşken. iş için gidiyorum şimdi de. çok bekletmeyeceğim, söz.

10 Ağustos 2015 Pazartesi

1046 - Ah zaman

"hayat kısa, kuşlar uçuyor" diyor ya şair;
ertelememek lazım hayatı, hayalleri, türlü deliliği, "seviyorum" demeyi.. çünkü zaman acımaz..

9 Ağustos 2015 Pazar

8 Ağustos 2015 Cumartesi

21 Haziran 2015 Pazar

996. gun - Ayrilis gunu

2 sene once ayni gun cikmistim adadan. sadece 2 haftaligina ayriliyordum ama tipki simdiki gibi vapurun icinden adaya bakarken gozlerim dolmus, aglayasim gelmisti. adadaki ilk yazim olacakti, bahcemi ekmistim, mahsulleri sabirsizlikla bekliyordum. arkadaslarim tatil plani yaparken, bana dokunmayin, ben bu yaz her bos gunumu adamda gecirecegim, diyordum. bu yuzden cok zor geliyordu 2 hafta ayri kalacagimi bilmek. gelin gorun ki 2 hafta degil 2 ay sonra dönebildim adaya, 2 koltuk degnegiyle. cunku hayat, biz planlar yaparken basimiza gelenlerdi. iste o donemde, basima  bunun neden geldigini dusunurken ogrendigim (ya da hala ogreniyor oldugum) derslerden biri şuydu: hic bir seyi buyutmeyeceksin, hic bir seyi/yeri/kisiyi sahiplenmeyeceksin.. simdi ayni kazanin vucuduma ekledigi metal parcalarindan kurtulmak icin gidiyorum tekrar, yuruyememenin nasil bir sey oldugunu yeniden deneyimlemeye. ne zaman ne halde donecegimi bilmiyorum. ve evet, adayi ozleyecegim ama hayir, bu sefer ona bakarken aglamayacagim. ben yokken ziyaret edin onu arada, benden de selam soyleyin.. adayla konusulur mu demeyin hic, o duyar, anlar.. bir de bu surecte guzel haberler iletin bana; ne bileyim, bir hayaliniz gercek olur, guzel bir kitap okursunuz, aşik olursunuz, yeni bir yer gorursunuz, bebeginiz ilk kez anne/baba der, ulkeye huzur gelir (yok bu cok oldu galiba), paylasin benimle. iyi hissetmeye ihtiyacim var, olacak. ve inaniyorsaniz dua edin benim icin. 

20 Haziran 2015 Cumartesi

19 Haziran 2015 Cuma

994 - Surpriz mutluluklar gunu

bayram değil seyran değil, bugun iki ada komşum birbirinden habersiz hediye verdiler bana. biri kahve seviyorum diye kupa, diğeri okumayı seviyorum diye kitap almış. 
belki siz de bugün sebepsiz hediye verir, sevdiklerinizi mutlu edersiniz, neden olmasın? 

18 Haziran 2015 Perşembe

993 - Atışma

ada: eve iş getirmene çok kızıyorum bb.
bb: manyak, home-office çalışıyorum ben.
ada: ben anlamam, zaten bir kaç günümüz kalmış.
bb: yaa, o yüzden mi havan bu kadar güzel!
ada: inadına! aradın mı doktoru?
bb: sen güzellik uykundayken.
ada: eee?
bb: dur aklıma getirme. 
ada: sensin manyak! 

hamiş: oruç tutanlarınız varsa, ilk gününüz kabul olsun! size bol huzurlu ve öğrenmeli bir ramazan diliyor, huzurunuzdan bize de göndermenizi temenni ediyoruz. 

17 Haziran 2015 Çarşamba

992 - Koşmak yorulmak sonunda dinlendirene varmak

cihangir'de uyandım. 
fatih'te vergi dairesine gidip, çok önemli işler hallettim. 
kabataş'tan denizotobüsüyle adaya geldim. adaya bir merhaba çakıp, yan iskeleden vapurla büyükada'ya gittim. (neden denizotobüsüyle doğrudan büyükada'ya gitmediğimi soranlar için cevap: büyükada seferleri başlamamış henüz.) 
büyükada'da nüfus müdürlüğüne gidip, kimlik yenileme işlemlerimi tamamladım. vapur saatine kadar karnımı doyurdum, bir martıyla ilişki kurma denemelerinde bulundum. 
vapura bindim, adama vardım.

16 Haziran 2015 Salı

991 - Muhtarligimiz

adanin ahi tuttu, cuzdani caldirdim seyahatte. ote yandan, kimlik yenileme belgesi almak uzere seneler sonra ilk kez muhtarligimizla tanismama da vesile olmis oldu. pek de duzgun bir muhtarimiz varmis, bilgilerinize..

15 Haziran 2015 Pazartesi

990. gün - Kavuşma günü

tilki gezmiş dolanmış, kürkçü dükkanına dönmüş.
o yokken adada deniz sezonu açılmış, yasemini çiçek açmış ve deniz otobüsü seferleri başlamış.

8 Haziran 2015 Pazartesi

983 - 13:10 burgaz-istanbul-paris vapuru

adacim canim, ben simdi gideyim, bir egitim yapayim, bir kuzen mezun edeyim, bir arkadas evlendireyim, ozledigim bir kentin sokaklarinda kaybolayim, sonra geleyim olur mu? 

hamis1: şu vapurun guzelligine bakar misiniz? modernini istemem, vapuruma dokunma! 
hamis2: ada vapuru yaz tarifesine girdi, tum turistlere ama oncelikle adalilara hayirli ugurlu olsun. 

7 Haziran 2015 Pazar

31 Mayıs 2015 Pazar

975 - Hoscakal

guzel havali bir pazar sabahi ada esnafi ziyaretcilere hazirlaniyordu. adanin miskin kedileri bana misin demiyor, uyumaya devam ediyordu. ben ise valizimi toplamis sehre gidiyordum. kizma ada, islerim var. haftasonu gorusuruz. seni seviyorum. 

30 Mayıs 2015 Cumartesi

974 - Kolektifleri severiz

şöyle şeyler oluyor adamızda, biliyor muydunuz?

https://www.facebook.com/pages/Burgazada-Kolektifi/668568216580925?fref=ts

29 Mayıs 2015 Cuma

973. gün - 32. ay ve resmen adalı olduğum gün

ey ahali, ben bugün resmen adalı oldum! kendimi taşıyalı üç sene olacak neredeyse, ikameti anca taşıyabildim. ama en en özeli, farkında olmadan ay dönümümüze denk getirmiş olmam bu özel günü. evet evet farkındayım, adayla aramızda çok özel, tılsımlı bir ilişki var. adam, canım benim!