nadir'de denize karşı bir kahveyle başlarsınız.. (ve o teyzeler hep oradadır!)
hemen karşınızdaki bisikletçiden bisikletinizi kiralarsınız..
ve başlarsınız adanın güzelim sokaklarında turlamaya..
adada ilk bisiklet kazanızı bugün işte bu yokuşta yaparsınız..
kötü düşersiniz.. ama kalkarsınız, tekrar binersiniz bisikletinize.. kanayan yaralarınız, acıyan canınızla.. ama çocuksu bir neşeyle.. evet evet, tıpkı bir çocuk gibi.. yola devam edersiniz..
favori evleriniz vardır..
ve favori ağaçlarınız..
sokak merdivenlerini seviyorsanız adayı size cennet yapan merdivenleri görürsünüz her yerde..
arada, kıyıya vuran dalga seslerini dinleyerek soluklanırsınız..
adanın sonbahar renkleriyle daha da güzel olduğunu düşünürsünüz..
ve nereye dönseniz, her boşluktan onu görürsünüz.. onu.. denizi..
durursunuz.. karşınızdaki, uzaklardaki istanbul'a bakarsınız.. bir sürü koca çirkin binalı haline üzüle üzüle.. seslenirsiniz: evet ihanet ettim sana istanbul, ama kaldır başını, bak buraya. sence de değmez mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder