-adada uyanmadığım bir gündü.
-psikodrama eğitimi alıyorum, biliyorsunuz. yazın tatildeydik biz de. tatil nihayet bitti, okul bugün başladı _nasıl da özlemişim! her psikodrama günü kendine dönüşler, farkındalıklar, aydınlanmalar, duygulanmalar, açılmalarla dolu oluyor. eğitim sonrasında da bir süre devam ediyor bu mod. daha farkında, duygularınızı ve kendinizi açmaya ve iletişime daha açık oluyorsunuz.
-eğiitm bitti. şehrin trafiği yüzünden 19:40 kabataş-adalar vapuruna son saniye yetiştim. daha açık anlatabilmek için iskelenin benim ardımdan kapandığını söyleyeyim. feci yağmur yağıyordu, vapur iskelenin eeen ucundaydı ve kalkmak için benim iskeleyi yürüyüp vapura binmemi bekliyordu. önce iskeledeki görevli seslendi: "biraz acele eder misiniz?", oracıkta açtım kendimi "bacağımda sorun var, ameliyatlıyım.".. normalde söylemezdim hemen böyle bir şeyi, söyleyiverdim. sonra kaptan, köşkünün camından kafayı uzatıp aşağı bağırdı "sucuk olacaksınız, koşun bari". bağırdım ben de "bacağımda sorun var, koşamıyorum", "affedersiniz" dedi "biz bekleriz sorun yok, ıslanıyorsunuz diye demiştim ben." üzüldü korkarım. bağırdım "kusura bakmayın." hızlı yürüyebiliyorum neyse ki.
-vapurda kahvemi aldım, dışarı çıktım, sigara içtim, içeri girdim, oturdum.
-genç bir kadın vardı, bir hayli leyla. karşımdaki koltukta oturuyordu. vapur kınalı yolcusunu boşaltıp kalktıktan sonra yanlış vapurda olduğunu anladı kahramanımız. kadıköy'den beşiktaş vapuruna binecekken yanlışlıkla ada vapuruna binmiş garibim. yanındaki adalı ve ben hemen saatlere bakıp ona uygun bir vapur bulmaya çalıştık. burgaz'da inip, indikten 5 dakika sonra burgaz'dan kalkıp kabataş'a gidecek vapura binebileceğine karar verdik. olmadı. bizim vapur geciktiği için kabataş'a giden vapur bizim vapurdan önce iskeleye yanaşıp burgaz yolcusunu aldı ve kalktı. ve o vapur son vapurdu. motora döndük bu kez, saatlerine baktık, heybeli'de inip 21:30 motoruyla bostancı'ya gitmesini söyledik. itiraz etti: "ama ben beşiktaş'a gideceğim" e be abla, sana özel beşiktaş'a vapur kaldıramayacağımıza göre... anlatmaya çalıştık ve indik. umarım heybeli'de inmeyi, oradan bostancı'ya ve sonra beşiktaş'a gitmeyi başarabilmiştir. ne yalan söyleyeyim, şüpheliyim ve aklım kaldı..
-adanın ıssız ve karanlık ve soğuk sokaklarında yürümeye başladım. sezonun bittiğini, adanın terkedildiğini, bizim zamanımızın geldiğini gerçekten anlamak için adada bir akşam vakti yürümek gerekiyormuş meğer. neyse ki yağmur dinmişti.
-yürürken bir köşede bir yabancıya denk geldim. genç bir adam.. telefonla konuşuyordu, misafir gelmiş, misafir olacağı evi arıyordu, konuşmalarından anladım.. yürüdüm geçtim yanından, telefonla konuşmaya devam ediyordu. "abi sahil aşağıda kaldı diyorum sana, burası neresi bilmiyorum." .. ilerlemiştim baya, "hey adalı, bir yabancıyı böyle bırakıp evine mi gidecek misin" dedim kendi kendime, "ama yardım istemedi ki" diye cevap verdi kendim; cevap verdi kendim kendime "bazıları yardım istemeyi bilmez, sevmez ya da isteyemez".. dayanamadım, arkama döndüm, bağırdım: "nereyi arıyorsunuz?".. neyse, bulduk gideceği yeri.
-evime geldim. yağmur başladı yeniden.. zaten bir hoş olurum yağmurlu günlerde. zaten psikodramadan çıkmışım.. yazasım gelmiş uzun uzun; "denedim, olmadı. valla deniyorum, ama kimse senin yerini alamıyor. unutuyorum bazen, hah diyorum bitti bu sefer, başka şeylere kaptırıyorum kendimi, baya da uzun sürüyor bazen, sonra bir bakıyorum, dönüyor dolaşıyor yine sende buluyorum kendimi. neden bilmiyorum, neden aramayı bırakalı çok oldu aslında. bir sürü başka şey de oldu geçen bunca zamanda. anlatmak istiyorum sana, danışmak belki, ya da sadece yaslanmak. zehir sözlerim için özür dilemek. ah, boşver hepsini, ben seni çok özledim."... ama yazmamışım.
-ben yukarıdakileri yazarken yağmur iyice coştu, panjurlar sinir bozucu titreme seansını açtı, kalktım, panjurları indirdim.
-adada uyuyacağım bir gündü.
-adada uyuyacağım bir gündü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder