üst üste geldi bugün..
önce biri: "uzun zamandır okuyamamıştım. bugün uzun uzun okudum ada bloğunu. yalnız, senin şu adamlar birbirine karışıyor" dedi.
_ah keşke! keşke karışsaydı adam adama._
sonra bir diğeri (düzenli karilerimizden): "yine kendini tutamamış, aşktan meşkten bahsetmişsin. yabancılar da okuyabilir, neden yazıyorsun bunları, anlamıyorum." dedi.
_ben de aşktan neden korktuğumuzu anlamıyorum. neden saklıyoruz kendimizi "robot insan kostümleri" altında? (robot insan: daima katı, daima güçlü, ezilmez, üzülmez, düşmez, ağlamaz. aşk mı? tabi ki aşık olmaz. olursa da önce kabul, sonra belli etmez.) neden bu her daim güçlü görünme düşkünlüğü? hem aşık olmak güçsüzlük mü ki? yabancılar aşık olduğunu bilmemeliymiş miş miş. niye? onlar aşık olmaz mı? iş hayatındaki insanlar aşık olduğunu bilmemeliymiş miş miş. niye? onların kalbi yok mu? nasıl bir düzen bu? aşık olan-olabilen biriysek, profesyonel hayatımızdaki ciddi kimliklerimizi kaybetmiş mi oluyoruz? her şeyimizle tek bir kimlik olarak kabul edilmeyeceksek, ve farklı farklı kimliklere bürünmek zorunda kalacaksak, nasıl hesap vereceğiz kendimize? nasıl bahsedeceğiz dürüstlükten, doğallıktan? özgürlük istiyorum! en insani, en bize has duygulara, ve bu duyguların açığa vurulma hakkına özgürlük istiyorum! bir iş toplantısının başında bilmem hangi büyük kurumun hangi büyük müdürü "nasılsınız?" dediğinde "aşığım" diyebilmek istiyorum mesela! ütopik mi, hayır. insan, kendini kabullenmeyi öğrendiği gün gerçek olacak, inanıyorum._
cevap verdim arkadaşıma: yazarım tabi! çünkü bu benim ada bloğum ve ben bu aşkı en çok adadayken yaşadım, dolayısıyla aşkın en doğal hakkı ada günlüğüme girmek.
hatta bu akşam öyle romantik ki ada;
_solumda kınalı'nın ışıkları denize vuruyor.. saygı duruşunda aşka.
uzaklarda istanbul'un ışıkları.. titriyor aşkın karşısında._
daha fazlasını da yazacağım korkarım.
_basmayacaktınız damarıma!_
evet aşık oldum. hem de çok! her aşkın başında "bu başka" deriz ya; bu gerçekten başkaydı sanki. yüzlerce kişinin önünde eğitim verip heyecan nedir bilmeyen birine heyecanın ne olduğunu öğretti.
_öyle hızlı atıyordu ki kalbim, dışarıdan göründüğünü düşünürdüm. konuşurken eli kolu durmayan ben, bu kez titreyen ellerimi saklayacak köşe arardım. "bu ses benim değil" dediğim anlar oldu, tanımadığım ürkek bir sesim de varmış, tanıştım._
kalmak ve gitmek ikilemine sıkışmaktı aşk. hem orada duramamak, bir an önce kaçmak istemek; hem de çakılı kalmak orada, olduğun yerden kalkamamak. ayık bir baygınlık haliydi..
_bayılma hissi nasıl bir şeydir bilir misiniz? o his geldiğinde hemen bayılman en iyisidir. fakat his gelir ve bayılamazsan bir çaresizlik yapışır yakana. ne ayıksındır, ne baygın. dayanılmaz bir histir. bayılmayı istersin bir an önce, bayılayım da bitsin bu, geçsin, dersin._
soğuk terler dökerken içinin yanmasıydı.
_aşk alev olmuş, ısıtıyordu içimi._
aklına mukayyet olamamaktı. bir nevi delilikti aşk.
_yolda yürürken kendi kendime gülüyordum. görenler deli diyordu belki, oysa sadece aşıktım._
kalp kanat takmış, uçmak için sabırsızlanıyordu adeta.
_ürkek kuş ürkek yürekte.. pırpır._
mutluluk ve mutsuzluk arasında gidip gelmekti.. bir uçurumun başında aşağı bakarken korkulu; manzaranın olağanüstülüğü karşısında coşkulu.
_"bir şey var aramızda.... senin bakışlarından belli.... benim yanan yüzümden..."
bakışlarını üstümde hissederdim, cesaret edip de başımı çeviremezdim. şimdi ne sen varsın, ne bakışların; gözlerim pişman._
evet, aşık oldum. şimdilerdeyse olur olmaz şeyler yapıyor, bu aşkın (da) bitmesini, zamanın dost elini uzatmasını, unutma ilacının tesirini göstermesini bekliyorum.
_unut artık, diyorsunuz ya, bir acayip geliyor bana. söylesenize, nasıl oluyor bu iş? "ey aşk, bit" diyorsunuz ve bitiyor mu sizinkiler? desenize maharetsizlik bende._
nedenine, niyesine girmeyeceğim. malum, arkadaşlar kızıyorlar sonra. daha fazla kızdırmadan kimseyi, gelin kapatalım bu konuyu: ey insan! korkma aşktan, korkma kendinden! duygulara özgürlük! yaşasın özgürlük!
_aşk, terk etme bizi!_
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder